1. YAZARLAR

  2. Müslüm Üzülmez

  3. Her Dönemin Kendine Göre Bir Parmak İzi Olur-1
Müslüm Üzülmez

Müslüm Üzülmez

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Her Dönemin Kendine Göre Bir Parmak İzi Olur-1

A+A-

Yeni okuduğum “Cesur Yeni Dünya” isimli bir kitaptan biraz bahsetmek istiyorum. Aldous Huxley tarafından1932’de distopik kurgu roman olarak kaleme alınan; kapılarında Dünya Devleti’nin sloganı “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan, bu dünyanın cesur insanlarının Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilen ve toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırmayı uykuda eğitimle sağlayan, herkesin mutlu; herkesin çalışır ve herkesin eğlenir ve de “Herkes Herkes İçindir” olduğu “Cesur Yeni Dünya”yı değil; anlatacağım farklı, Harvard Capital Group adlı yatırım bankacılığı firmasının kurucusu ve başkanı William Knoke tarafından “Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Bir Yol Haritası” olarak 1996’de kaleme aldığı “Cesur Yeni Dünya”. (Türk Henkel Dergisi Yayınları, Çev: Zülfü Dicleli, 1997 İstanbul)

 

muslum-uzulmez-.jpg

Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sında kuluçkada fabrikasyon şeklinde seri üretilen insanlar görevlendirileceği işlere göre Alfa (çok akıllı, üstün insanlar, yöneticiler), Beta (orta düzeyde akıl ve yönetim özelliği olanlar, ara kademede elemanları), Gama (akla çok az gereksinimi olanlar, işçiler), Delta (akla azıcık gereksinimi olanlar, tarım işçileri) ve Epsilonlar (zekâdan yoksun olanlar, riskli ağır işlerde çalışanlar) şeklinde beş farklı kategoride sınıflandırılmıştır. William Knoke’nin “Cesur Yeni Dünya”sında ise gezegenimizdeki insanlar zenginliğe sahip oluş temelinde Diyarbakır karpuzu gibi, eşit olmayan bir şekilde ama gerçekçi bir yaklaşımla ikiye bölünmüştür: Birinci Dünyalılar (zenginlikten büyük pay alan azınlık, zenginler kulübü), İkinci Dünyalılar (zenginlikten küçücük pay alan çoğunluk, yoksullar ve işsizler topluluğu).

William Knoke’nin “Cesur Yeni Dünya”sı teknolojik ve bilimsel gelişmelere paralel olarak gelişen dünyadaki gelişmeler iyimser ve biraz cilalanarak global bir firma temsilcisinin bakışıyla yazılsa da kulak ardı edilmeyecek önemli şeyler anlatılıyor. Yaşama, çalışma ve kendimizi yönetme tarzımız köklü bir değişim geçirmekte ve eski eğilimlerden neredeyse bütünüyle kopmak üzere olduğumuz; iktidar ve zenginliğin, aile ve kimliğin bütün kartların yeniden karıştırılıp dağıtıldığı, tarihteki ender anlardan birinin eşiğinde bulunduğumuz söyleniyor. “Her Şey Her Yerde Çağına” geçişin başladığı ve yirmi birinci yüzyılın tanımlayıcı paradigmasının “uzak yakına eşittir” şeklinde özetlenebileceğini, her şeyi her yere bağlayan, uzak ile yakını hemen hemen aynı şey haline getiren görünmez bir şeyin olduğunu, kısacası olup bitenleri “Dördüncü Boyuta” geçmiş olmamızla açıklıyor. Değişimin sonuçlarını ise şöyle sıralıyor: Gelecekte uluslar milat olacaktır, terörizm üste çıkacaktır, işçi sendikaları batmaya mahkûmdur, din bütün dünyada yeniden yükselecektir, dünya devleti kaçınılmazdır, büyük şirketler parçalanacaktır, iş stratejilerini ve iktisat teorilerini bütünüyle yeniden düşünmek gerekecektir, bugünün emek becerileri yarın işe yaramaz hale gelecektir(s.24-25).

Cesur Yeni Dünya”, kolay, güzel, anlaşılır bir dille yazılmış. Türkçesi 1997 yılında yayımlanmış. Kitabı benim okumam gecikmiş bir okuma, ama böyle olması da iyi oldu; öngörülenlerden hangilerinin -22 yıl içerisinde- gerçekleştiği, hangilerinin gerçekleşmediğini daha iyi görebilmemi sağladı. Bir yol haritası iddiasını taşıması ve alışılagelmiş şeylerin dışında farklı şeyler söylemesi nedeniyle insanı düşündüren bir yanı var. Birçok öngörüde bulunuyor. Bu öngörülerden: Bilgisayar destekli üretim, ticaret ve bankacılığın gelişeceği, internet ve cep telefonları sayesinde enformasyonun çok hızlanacağı, borsanın yaygınlaşacağı, çevre kirliliklerinin ulusal sınırları aşıp dünya sorunu haline geleceği, çok-uluslu firmaların küreselleşerek güçlerini katlayacağı gibi bazı öngörülerin bugün gerçekleşmiş olması çok önemli, ama ulus-devletlerin işlevsizleşeceği ve giderek sonlanacağı, devlet yönetimlerinin aşınacağı, “Global Devlet Yönetimi” arayışlarının başlanacağı, özerk bölgelerin yaygınlaşacağı gibi öngörüler ise gerçekleşmeden çok uzak, şimdilik. Bilgisayar destekli teknolojinin, “hiperbilgisayar”ların, ekonomik ve ticari gelişmelerin sonucu “devlet yönetiminin aşınacağı”nı söylemekte bence doğru değil, doğru çıkarsama günün koşullarına göre devletin yeniden reorganizasyon gerekliliğidir.

Kitapta sık söylenen şeylerden biri de “uzak yakına eşit” oldu belirlemesidir. Bu, kulağa hoş gelebilir, sanal dünyada ve global ticarette mesafe ortadan kalkmış olabilir, ama gerçek yaşamda, günümüz dünyasında geniş anlamıyla hiç te “uzak yakına eşit” değildir: Afrikalı Afrikalıdır, Asyalı Asyalıdır, Avrupalı Avrupalıdır. “Uzak yakına eşit” olsaydı Amerika ve Avrupa’ya göçler olmazdı ya da göç olduğunda kapılar kapanmazdı. 3 yaşındaki Suriyeli Kürt çocuğu Alan Kurdi, 2 Eylül 2015’te Bodrum kıyılarında ölümü kucaklamazdı.

Kitapta yer alan; “Körfez Savaşı sürecinde Irak’da ifşa olanlar, bütün uluslararası denetimlere ve ihracat kontrollerine rağmen, nükleer bomba imal etmeye kararlı bir ülkenin hiç fark edilmeden bunu yapması” (s. 262) açıklamasının doğru olmadığı ve ABD’nin o günkü resmi açıklamalarının tıpkısı olduğunu bugün biliyoruz. Yine kitap boyunca bütün kıtalardan çok sayıda küçüklü büyüklü değişik etnisite ve inançlara mensup kimliklerden şu veya bu şekilde isim olarak bahsedilirken; “Ülkesiz Ülkeler” anlatılırken(s.239) nüfusu 40 milyonu aşan ve Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olan Kürtlere hiç değinilmemesi, suskun kalınması İsmail Beşikci’nin “Anti-Kürt Nizam” tezini akla getiriyor. Ayrıca, kitapta İslami Fundamentalizmin yükselişi “Mekânsızlığa” bağlanmaktadır(s. 234). Anlatılan şeylerin katkısı mutlaka vardır, ama bu canavarı dünyanın başına bela edenin de esas Amerika Birleşik Devletleri olduğunu, özel olarak Sovyetler Birliği’ne ve genel olarak da komünizme karşı oluşturulan, başında ABD’nin meşhur siyaset bilimcisi ve devlet adamı Zbigniew Brzezinski’nin bulunduğu “Yeşil Kuşak Projesi”ni, “Mücahit Yetiştirme Kampları”nı görmemezlikten gelmesi kasıtlı değilse, talihsizlik. Bunlar ve benzeri şeyler kitabın objektifliğine, verilerin güvenirliğine ve anlatılanların doğruluğuna gölge düşürmekte.

(Devamı haftaya…)

Müslüm Üzülmez

 

 

Bu yazı toplam 2574 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar