Müslüm Üzülmez

Müslüm Üzülmez

“Dicle Aydınlığı” ve Köy Enstitüleri

“Dicle Aydınlığı” ve Köy Enstitüleri

Bu yazımda, “Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI” adıyla yeni çıkan bir kitabı tanıtmak istiyorum.

Söz konusu kitabı bilim insanlarımızdan Prof. Dr. Kemal Kocabaş hazırlamış. Kitap çıkar çıkmaz da, sağ olsun, “Müslüm Üzülmez arkadaşıma katkıları için teşekkürler… Dostlukla… 13 Nisan 2026” diye imzalayıp göndermiş. Böylesi hacimli bir kitabı hazırlaması ve daha mürekkebi kurumadan da imzalayıp göndermesi nedeniyle asıl ben değerli hocama teşekkür ederim.

Kitap isminden de anlaşılacağı gibi, bir zamanlar Diyarbakır-Ergani’nin simgelerinden biri olan Dicle Köy Enstitüsü’nü ve ardılı Dicle İlköğretmen Okulu’nu anlatıyor. Yoğun bir çaba ve emek harcanmış: çok sayıda insanla görüşülerek, belgeler taranarak okul günlerine dair anılar, anlatılar, alıntılar, röportajlar ve fotoğraflar kitapta bir güzel yerlerini almışlar.

Kitap büyük boy ve 384 sayfa. “Tanıklarla Dicle Köy Enstitüsü Dönemi” bölümünde Kemal Burkay, Adnan Binyazar, Osman Şahin, Fehmi Salık, Nuri Erkal …; “Tanıklarla Dicle İlköğretmen Okulu Dönemi” bölümünde Prof. Dr. Zülküf Gülsün, Muhsin Koçyiğit, Nalan Uluğ, Refik Türk, İhsan Yaşar …; “Dicle İçin Konuk Yazarlar” bölümünde Ödül Evren-Naz Evren, Müslüm Üzülmez, Refik Türk, Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş düşüncelerini bizlerle paylaşmış. Son bölüme ise Refik Türk, Miktat Üzülmez, M. Nuri Aslan ve Ahmet Deveci’nin “Kavalcı Zülfo’ya İthaf Edilmiş Dicle Şiirleri” konulmuş.

Bu çalışma elbet taktiri hak ediyor ama bana göre biraz kendimize çizdiğimiz sınırların dışına çıkamamış gibi. Bardağın hep dolu tarafından bakılmış. İki yıl önce değerli hemşerim Refik Türk tarafından derlenen “Köy Enstitüsü’nden İlköğretmen Okulu’na HOŞOT (DİCLE) ANILARI” kitabına ilişkin yazdığım “Hoşot (Dicle) Anıları ve Önemli Bir Öneri” başlıklı yazımda şunları yazmıştım (23 Mayıs 2024):

“Kitabın çıkmasında emeği geçenlerin hoş görüsüne sığınarak bir şey daha söylemek istiyorum. Kitapta anılarını yazanların da sık sık vurgulandığı gibi, o dönem Dicle Köy Enstitüsü ve ardılı Dicle İlköğretmen Okulu’na okumaya gelenlerin çoğu Diyarbakır, Siirt, Mardin ve Urfa’nın kasaba ve köylerinden, yani Kürt coğrafyasından gelen 11-12 yaşlarındaki yoksul “ana kuzusu” Kürt çocuklarıydı.

Bunlardan bazıları da kitapta anılarını yazanlardır. Ama bu anılarını yazanlardan hiç kimsenin okulda Kürtçe konuşmanın yasaklanması, kendi anadillerini konuşamaması konusunda dişe dokunur hiçbir şey anlatmaması bana çok ilginç geldi. Antti Jalava’nın bu konuda kulağa küpe olacak çok güzel bir tanımlaması var, şöyle: “Anadilim benim derim ve diğer diller ise giysilerimdir. İnsan ne zaman isterse kendi isteklerine göre giysilerini değiştirebilir ama derisini değiştiremez.” Çok merak ediyorum: Anadillerinin yasak oluşu ve konuşamama “ana kuzusu” Kürt ve Arap çocuklarında ne tür duygu kırılmaları yarattı, çocuk yüreklerinde ne tür fırtınalar estirdi?”

Benim göre bildiğim kadarıyla, “Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI” kitabında da aynı durum söz konusu. Bir tek Refik Türk, bir Kürt olarak, “Evde Zazaca, çevrede Kürtçe, camide Arapça, okulda Türkçe” öğreniyorduk diyerek anadil sorununa çok kısa ama veciz bir şekilde değinmekte; Kürtçe konuşan arkadaşına öğretmenin “Eşek arısı soksun dilinizi” dediğini ve bu öğrencinin okuldan uzaklaştırıldığını anlatmaktadır (s.262, 270). Bu çalışmayı yapan değerli hocamın, tanıkların ve anlatıcıların hoşgörüsüne sığınarak, sormak istiyorum: Neden bu okullardan mezun olanlar anlatılarında işin bu yanına hiç değinmiyorlar acaba? Yoksa kökenlerinden/Kürt oluşlarından arınarak “iyi bir Türk vatandaşı” olduklarını mı düşünüyorlar? Merak ediyorum!..

“Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI”nda yer alan “Enver Atılgan ve Dicle Köy Enstitüsü” başlıklı yazımın en son paragrafında yaptığım tespitte:

“Dicle Köy Enstitüsü ve diğer tüm köy enstitüleri ışık saçan birer kuyruklu yıldız gibi arkalarında iz bırakarak tarihin içinden geçip tarih oldular. Aydınlık bir gelecekten yana olanlar, toplumsal ve tarihi duyarlılık taşıyanlar siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmemizin tarihini bilmek ve dahası, bu tarihi oluşturmak için geçmişte yaşananları eleştirisel bir bütünlük içinde kayıt altına almalıdırlar,” demekteyim (s.357).

Evet, eğitimde bir marka olan köy enstitüleri ardında iz bırakarak kayan bir yıldız gibi kaydı, geriye de muazzam bir miras bıraktı. Zaman çizelgesine göre köy enstitülerinin açılışları ve kapanışları üzerinden yarım asırdan fazla bir zaman geçti. Bu süre zarfında Sovyetler Birliği dağıldı ve dünyada tüm sosyalizm pratikleri başarısız oldu. En önemlisi de dünya genelinde bilgisayar ve bilişim teknolojisi hayatın her alanında yaşamımızı tümden etkisi altına aldı. Türkiye özelinde ise çok sayıda darbeler yapıldı, sıkıyönetimler ve olağanüstü haller yaşandı, idam sehpaları kuruldu, Kürtlerle uzun yıllar “düşük yoğunluklu” bir savaş sürdürüldü, siyasi partiler sürekli kapatıldı, iktidarlar değişti ve şu anda da AKP-MHP ortaklığı “Cumhur İttifakı” ülkeyi yönetmektedir. Ve Kürtlerin haklarını elde edişine dair bugün “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi”, “Terörsüz Türkiye, “Barış ve Demokratik Toplum” gibi herkesin kendine göre adlandırdığı ucu açık belirsiz bir süreci yaşıyoruz.

Tüm bu gelişmeleri dikkate alarak bizler her şeyi sağlıklı bir şekilde yeni baştan düşünerek, konuşarak olup bitenleri kırıp dökmeden eleştiri süzgecinden geçirmemiz gerekir. Tarihe mal olan köy enstitülerini de aynı anlayışla ele almalıyız.

Bilindiği gibi, köy enstitüleri hakkında eskiden beri olumlu-olumsuz çok şey söylendi ve söylenmektedir. Söylenenlerden biri de bu okulların “Kürtleri Türkleştirdiği” mevzusudur. Örneğin, Malatya-Akçadağ, Ergani-Dicle, Sivas-Merkez ve Manisa-Demirci İlköğretmen okullarından 1976 çıkışlı, “Eğitim ve Köy Enstitüleri”yle ilgili çalışmaları bulunan Prof. Dr. Ali Arayıcı, “Kemalist Dönem Türkiye’sinde Eğitim Politikaları ve Köy Enstitüleri” adlı kitabında olayın bu boyutuna da değinerek şunu yazmaktadır:

"Söz konusu olan bölgelerde bu okulların açılmasının nedeni, buralarda uygulanan ‘asimilasyoncu’ eğitim anlayışıyla, Kürt kökenli çocukların kendi anadillerine yabancılaşmasını sağlayarak onların ‘iyi bir Türk vatandaşı olması’ amacını taşımaktadır.” (s. 257)

Bu ve bunun gibi daha başka söylenenleri, eleştirileri sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Kendimize çizdiğimiz sınırların dışına çıkarak, Kürt çocuklarının anadillerinin bu okullarda yasaklanmasının “Aydınlanma”ya ne kadar katkı sunduğunu iyice düşünmeliyiz.

Ayrıca, yeni döneme uygun eğitim politikaları geliştirmek gibi çok önemli bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Bu nedenle, eskiye çok fazla takılıp adeta ondan medet umar pozisyonuna düşmemeliyiz diye düşünüyorum.

Ben, bu eleştirimin hoş karşılanacağını inanarak “Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI” kitabının hazırlanmasında emeği geçen, katkı sunan tüm güzel insanlara teşekkürlerimi ve selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

Künyesi:

Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI, Bassaray Yayınları, Nisan 2026, İzmir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Müslüm Üzülmez Arşivi
SON YAZILAR