Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Güç bende artık!

Güç bende artık!

Herkes bir başkasını suçluyor. Hiçbir kavramın doğru karşılığı yok. İç içe geçen bir hiçleşmenin ortasında değer arıyoruz. Kendini koca kainatın merkezine yerleştirmiş bir ukalalık ile ahkam kesiyoruz.

Her yanımız çelişki, her cümlemiz riya, her anımız yüzsüzlük dolu. İnandığımız değerlerin tamamının içini de bencilliğimiz ve yalanlarımız ile doldurmuşuz. Bilimden, akıldan, rasyonellikten kopuk bir akışta utanmaz bir pişkinlikle şatafatın sofrasına oturuyor, etrafımıza ahkamlar kesiyoruz.

Haklı olmanın güçlü olmaktan geçtiğini kabullenmiş ve bunu kutsamışız. Aslında inançlarımıza, tanrımıza, ideolojilerimize inanmıyoruz. Hesabımıza gelen, anlık duygularımıza hitap eden, menfaatlerimize uyan şeylere biat ediyor, onları kutsuyor, tartışılmaz gerçekler olarak savunuyoruz.

Körleşmiş bir inançla, bilenmiş bir hınçla bu menfaat dünyamızın etrafında çelikten bir siper gibi duruyoruz. Ama aynalara baktığımızda aslında camdan bir saray, kartondan bir aslan olduğumuzu biliyoruz. Daha güçlü kişilerin veya sistemlerin sirklerinde iki ayağı üzerinde bekleyip dondurma yalamaya çalışan aslanlar ya da maymunlardan bir farkımızın olmadığını görüyoruz.

Bu bizi daha da hırslandırıyor, daha da öfkelendiriyor, daha da saldırganlaştıryor. Gücümüzün bizden daha zayıf olanlarda denendiğini bilmenin gururu, bizden daha güçlü olanları görünce pısırık bir korkuya, mahcup bir fısıltıya dönüşüyor.

İster kişi için, isterse devletler ve onları yöneten kudretli yöneticiler için bu durum aynı şeydir. Okuldaki müdür, sokaktaki minibüs şoförü, pazardaki amca, hastanedeki doktor, meclisteki bakan, en baştaki adam fark etmez, hepsi aynı ruh halinin eskizleri, hepsi aynı duruşun müsebbipleri.

Küçükken “Heman” diye bir çizgi film vardı. Kılıcını kaldırır ve “Güç bende artık!” diye haykırarak herkesi cezalandırırdı. Şimdi koltuğa kurulan, gücü elde eden herkes başkalarını cezalandırma merhemetsizliğini ve hakkını kendinde buluyor. Nice imparatorluğun çöktüğü, nice imparator ve kralın devrildiği ve lanetle anıldığı bir dünyada ölümlü olduğunu unutacak kadar bir nefeslik canlılarız işte, o kadar! Hakkı güçlü olmakta bulanlar, bu gücü kaybettiklerinde ne yapacaklar, merak ediyorum.

Mesele sadece kişilerle sınırlı değil, devletleri de katabilirsiniz bu yorumlara. Başka bir devleti veya milleti öldürme, bombalama hakkını nereden aldınız? Size bu haklılığı kim bahşediyor? Nasıl bir tanrıya inanıyorsunuz ki hepimize yatak olsun diye yaratılan toprak için çocukları, kadınları, yaşlıları, çaresizleri, mecburları bombalarla yakıyor, parçalıyorsunuz! Eğer inanıyorsanız, emin olun ki, bu yaptıklarınızı görüyor ve hesabını fena soracak.

Evet, sınırsız derecede şiddet karşıtıyım. Evet, sizin topraklarınız ve davalarınız benim için kutsal değil. Evet, yaşamaktan ve yaşatmaktan yanayım. Bu dünyada hoş bir seda bırakarak gömülmek istiyorum.

Seçmediğim toprakların ne katili ne maktulü olmak istiyorum. Kendim seçemediğim ırkların ne kahramanı ne utancı olmak istiyorum. Seçmediğim ve bilmediğim inançların ne zalimi ne mazlumu olmak istiyorum. Ben seçtiklerimle, ben kazandıklarımla yaşamak istiyorum. Yazdığım şiirler, bestelediğim şarkılar, çizdiğim resimler, yonttuğum heykeller, çektiğim filmler ile gurur duymalıyım.

Mesela bir laboratuvarda keşfettiğim, mesela bir atölyede icat ettiğim şeyler olmalı hayatta, beni bunlar mutlu eder, benim zaferlerim bunlar, benim haklılığım bunlar, benim sevinçlerim bunlar olmalı. Savaş uçaklarıyla öldürdüğünüz insanların sayısını haber bültenlerinde vererek gururlanmanız sizi sevince boğabilir ama beni sadece insanlığımdan utandırır.

Yıllardır yazıyorum, yıllardır söylüyorum, benim dünyamda size yer yok, eminim sizler de beni sevmezsiniz zaten. O zaman alın savaşı kutsayan ırklarınızı, o zaman alın zulmü reva gören inançlarınızı, o zaman alın yokluğu ve yoksulluğu kader gören makamlarınızı ve benim yaşamımdan çekilin.

Pardon sizi zaten var eden buydu değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Abdurrahim Kılıç Arşivi
SON YAZILAR