KHK ve Diyarbakır

Diyarbakır'da KHK mağdurları kendi aralarında bir platform oluşturmuşlar.

Siyasi bir amaçlarının olmadığını, ülkedeki tüm mağdurların fikirlerini bir tarafa bırakarak, KHK ile oluşan sıkıntılar etrafında toplamayı uygun görmüşlerdi.

Kendilerini tanıtmak, kamuoyunda dillendirmek ve destek amaçlı olarak siyasi partileri ziyaretler yapıyorlardı.

Bu amaçla Saadet Partisi Diyarbakır il başkanlığını ziyarete gelmişlerdi.

Daha önce kamunun değişik kurumlarında görev almış, biri diğerinden değerli olan bu insanlarla tanışma ve dertlerini dinleme imkanım oldu.

KHK, 12 Eylül darbesinin ürünü ve 1982 Anayasası 87. maddesinde "Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini vermek" olarak tarif edilen bir yasadır.

Anayasanızda var olan bu yasa, Ak Parti iktidarı öncesi pek bilinmeyen ve de merak edilmezdi.

15 Temiz 2016 Hain darbe teşebbüsünden sonra ilan edilen OHAL ve 23 Temmuz 2016 da uygulamaya başlanan ilk KHK ile insanların guruplar halinde sorgusuz sualsiz işten atılmaları ile ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri oldu.

Günümüze kadar çıkarılan KHK'ler ile kamuda yüz bin'den fazla kişinin işine son verilerek yüz binlerce vasıflı çalışan bir anda işsiz olmuştu.

Sn. Bülent Arınç'ın da gündeme getirdiği ve medyada linç olmasına vesile olan KHK ve mağdur olanlar neyin nesidir diye hiç merak ettik mi?

Yoksa oluşan mahalle baskısına boyun eğip "beter olsun" diyerek oluşan mağduriyetlere onay mi verdik?

Bizler KHK ile ihraç olanlardan biri veya bir kaçıyla görüşüp onları dinledik mi?

Yoksa "seni tanıyorum, sen mağdursun amma diğerleri..." deyip peşin suçlu mu ilan ettik?

Mahkemelerde beraat eden, aklananların tekrar görevine dönmeyeler olduğunu biliyor muyuz?

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

"Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah'la bu beddua arasında perde mevcut değildir."[Buharı, Müslim iman 31, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesei, Zekat 46 (5 55)]

Hadisi aklımıza getirip düşündük mu?

Cevap vermemiz gereken sorular çok.

Bir Müslüman; zan, niyet veya başkasının haberi ile karar vermeden önce zanlıyı da dinlemesi gerekir.

Zanlıyı dilemeden, aklı selim, vidanın sesi ve dinimizin insan haklarına verdiği değerleri önemsemeden, somut olmayan ve kulaktan duyma bilgilerle KHK'leri suçlu bulmuşsa, verdiği karar iki sonuçtan birini doğurur.

Ya sevabı olmayan doğruyu söylemiş.

Ya da günah olan yalanı söylemiş.

Kişi için tehlikenin büyüğü yanlış yani yalan söylemiş olmasıdır.

Bu yanlışa TV. gazete veya başka araçlarla elde ettiği bilgiler sebep olsa dahi, ahrette mazeret olmayacağı kesindir.

Kişi bu yanlışları yaymış veya birilerini mağdur etmiş ise büyük günah işlemiş demektir.

İftira attığı, mağdur ettiği, gıybet yaptığı ve en önemlisi kul hakkına tecavüz ettiği için tövbe etmeden ölürse misliyle cezasını göreceğidir.

Bir yandan sevabı olmayan yalan söylememe

Öbür taraftan kul hakkı ve büyük günah.

Mağdur olan kul da ahrette hakkına karşılık (Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem müflis hadisine göre) onu mağdur olmasına vesile olan kişinin; kıldığı namazı, verdiği zekatı, gittiği haccı, sahip olduğu imanı alma hatta kendi günahını hakkına karşı ona yükleme durumu söz konusu olacağıdır.

Kin, nefret, başkasına yalakalık veya davaya sadakat adına yaptıklarımız haksızlıkların ahrette elbette karşılığı olacaktır.

Hud suresi 113 ayet:

"Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra yardım da göremezsiniz."

Selam ve dua ile

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum