Algoritmanın gölgesinde insan kalmak
Sabah uyanır uyanmaz elimiz telefona gidiyor. Haberleri, mesajları, sosyal medyayı kontrol ediyoruz. Günün ilk kararını bile çoğu zaman biz vermiyoruz; bir algoritma bizim yerimize “ne görmemiz gerektiğine” karar veriyor. Oysa insan dediğimiz varlık, tercihleriyle, merakıyla ve şaşırma yeteneğiyle anlam kazanır. Şimdi ise şaşırma hakkımız bile filtrelenmiş durumda.
Artık dünya ekranın içine sığdırılmış bir akıştan ibaret. Karşımıza çıkan içerikler, daha önce neye baktıysak onun biraz daha fazlası. Bir haber okuduysak benzerini, bir video izlediysek aynısının farklı versiyonunu görüyoruz. Farkında olmadan kendi düşüncemizin yankı odasında yaşıyoruz. Zıt fikirlere temas etmeden, rahatsız olmadan, sorgulamadan.
Bu durum sadece bireysel tercih meselesi değil; toplumsal sonuçları olan bir dönüşüm. Çünkü algoritmalar bizi daha uzun süre ekranda tutmak için tasarlandı. En sert başlıklar, en uç yorumlar, en keskin ayrımlar daha fazla ilgi çekiyor. Sakin ve dengeli olan ise çoğu zaman görünmez kalıyor. Böylece kamusal tartışma dili de sertleşiyor. İnsanlar konuşmaktan çok tepki veriyor, anlamaktan çok etiketliyor.
Oysa hayat, iki tık arasına sıkışacak kadar basit değil. Gerçek sorunlar karmaşık, çözümler sabır istiyor. Ama hız çağında sabır kıymetini yitiriyor. Bir haberi okumadan yorum yapıyor, bir fotoğrafa bakarak hüküm veriyoruz. Enformasyon bolluğu içinde bilgiye ulaşmak kolaylaştı belki ama hakikate yaklaşmak zorlaştı.
Bu tablo karşısında “ne yapabiliriz?” sorusu önemli. Teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak mümkün değil. Ancak onun bizi yönetmesine izin vermemek mümkün. Bilinçli tüketim dediğimiz şey sadece alışveriş için geçerli değil; bilgi için de geçerli. Farklı kaynaklardan okumak, karşımıza çıkan her başlığa inanmamak, düşünmeye zaman ayırmak birer direnç biçimi.
Belki de yeniden “yavaşlamayı” öğrenmeliyiz. Uzun bir yazıyı sabırla okumayı, bir fikri acele etmeden tartmayı, karşımızdakini gerçekten dinlemeyi. Çünkü insanı insan yapan şey, hız değil derinliktir. Algoritmalar hızla çalışır; ama vicdan yavaş düşünür.
Gazetecilik açısından da bu dönüşümün anlamı büyük. Okurun dikkat süresi kısalırken, haber dili de değişiyor. Ancak kalıcı olan hâlâ sağlam içerik. Gürültü arasında sakin bir cümle, bağıran başlıklar arasında ölçülü bir analiz değerini koruyor. Belki daha az tıklanıyor ama daha çok hatırlanıyor.
Sonuçta mesele teknolojiye karşı olmak değil; insanı merkeze koymak. Algoritmalar bize ne göstereceğine karar verebilir, ama ne düşüneceğimize karar veremez. Eğer düşünmeyi başkasına bırakırsak, sadece tercihlerimizi değil, kimliğimizi de devretmiş oluruz.
Belki de asıl mesele şu: Ekranın ışığı altında değil, kendi aklımızın ışığında kalabilmek.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.