Murat Bozkurt

Murat Bozkurt

BEYLER ŞİMDİ SİZ NORMAL DOĞUM MUSUNUZ?

BEYLER ŞİMDİ SİZ NORMAL DOĞUM MUSUNUZ?

Kahrolsun, tek dizeyle, tek celsede emperyalizm;

Ve onun uşağı gözlerin…

Gözlerin ki…

tarihin tekerrüründen ibaret;

Her gülüşünde Haliç,

Her anında bir direniş,

Ya da kafiye-redif karışımı bir suikast

Ödeşmeden olmaz….

Bir kulübeden dünyaya bakıyorum.

Dünya minnacık, küçücük bir zerre gibi;

Kulübe bir çadır gibi,

beyaz bir çadır tiyatrosundan sana bakıyorum.

Elimde patlamış mısır misali

bir şair demişti ya:

“Sana bakmak, beyaz bir kâğıda bakmak gibi.”

Ben de ilk aydan,

ilk akşamdan,

ilk geceden

küçük beyaz bir kulübeden bakıyorum sana.

Aya ilk ayak basmak gibi

sana bakmak.

Hem sana bakarken

senin kalbinden daha büyük kırılacak kalp mi var?

Bir İran’ın kalbi kaç para eder ki

ABD’nin, Trump’ın yahut Netanyahu’nun kalbi yanında?

Yine kırılacak olan

İran’ın kalbi olacak muhakkak.

Çünkü dünyada

kalpler hep aynı yerden kırılır.

Sana bakmak,

dünyayı tanımaya çalışmak gibi zor ve zahmetli.

Hem yoruldum kendimi tanımaktan,

hem de kendimi dostlarıma anlatmaktan.

Kadınlar sorana kadar

kendimi normal doğmuş zannediyordum.

Ben normal doğum değilsem

beyler…

siz şimdi

normal doğum musunuz?

Şimdi ben beyaz bir sayfadan

yahut küçük bir kulübeden

yeniden bakarken sana,

elimde çocukluğu öfke doğurmuş

bir şairin gözlerinden soruyorum:

Ben nasıl senin yokluğuna alışayım?

Ya da nasıl

“yoksun” diyeyim,

sen varken ve ben yokum derken?

Nasıl derim seni sevmediğimi şimdi?

Haya ederim İstanbul’un gözlerinden.

Peki Ankara’nın kalbi kırılmaz mı?

Ya Amed’in kalbi?

Şizofrenik bir kar yağışında

kalp krizi geçirmez mi şimdi bütün şehirler?

Kars’ta,

Obsesif Kompulsif Bozukluğu yaşayan

bir yağmur gibi yağarken dünyaya…

1954…

Aya ayak basıldı.

1977’de ben doğdum.

1980’de,

hain karanlık bir gecede

bir saatte büyüdüm,

bir darbenin koynunda.

Ama kalbine ilk ayak bastığım tarihi bilirim ben.

Belki de

1954.

O gün söz verdik:

Bütün yolculuklar aya olacak.

Bütün ayak basmalar

ilk önce kalbine olacak.

Ve adım, imanımız

o günden kalma.

1969’dan kalma

basmakalıp domatesli bir fistanım sanki.

Adım Neil Armstrong mu?

Yoksa bir yalan mıyım ben?

Yoksa düzmece bir hikâye mi

her şey?

Dünya kocaman bacaklı

ve tahta burunlu bir Pinokyo mu?

ABD, İsrail, İran arasında kalmış

hasta ve yorgun bir oğlum var.

Ölü doğan kızlarım var.

Canım burnumda.

Az sonra kuaföre gitmeliyim.

Kim bilir…

Armstrong belki de

95. dakikada atılan bir Fener golüyle

zaferle ayrılır ilk aydan,

ilk geceden.

Ve belki de ben

bir muzaffer kumandan edasında

sokakta yürüyen bir yaprağım.

Ya da

bir yaprağın gözyaşıyım.

Belki de Amedspor’un

senin gözlerinde başlattığı bir isyan

ve söylediği şu söz:

Kahrolsun tek dizede

ve tek celsede

emperyalizm.

Ve onun uşağı gözlerin.

Omuzlarımda gülüşün açtı.

Ben az sonra kalkacağım.

Gitmeliyim buralardan.

Giderken sana bıraktıklarım ne olacak

bilmiyorum artık.

Kalbim yorgun ve argın.

Seni sevmekten değil,

sensizlikten.

Elimde bir çetenin iç savaşından kalma

bir kalıntı gibi bedenim.

Durmadan kaşınıyor.

Siyonizme direnemez bu bendeniz…

Tez gel.

Suç da benim değil,

günah da.

Doğar doğmaz

ağzıma meme yerine şiir verdiler.

Süt yerine

keder doldu gözlerime.

Kalemim daha o gün kırıldı,

ağzındaki dağınık düşlerim gibi.

Senden başka kimse beni sevmedi.

Sen gittiğinden beri

eski model bir arabanın

yırtık, şişmiş

ve boşanmaya hazır

arka lastiği gibiyim.

Belki de az sonra

seni her gördüğümde hissettiğim gibi

kalbim

bir yayınevinden çıkan kitap gibi,

yahut bir fırından çıkan

taze lavaş gibi olacak.

Ama çaylar da soğudu artık.

Kuaföre gitmeliyim

sanırım.

Üff…

Ne bileyim…

Bir çiğköfteciye mi gitsem

yoksa bir esnaf lokantasına mı?

Çünkü dünya yanarken bile

insan bazen sadece

aç oluyor.

Hem saçlarını da taramalı insan…Aman bana ne? İster mahalle yansın, ister dünya!

Beyaz bir kulübeden dünyaya bakıyorum.

İçimdeki bütün dükkânlar iflas etmiş

ve kapanmış.

Dünya küçücük bir zerre gibi.

Elimde patlamış mısır.

Ben ilk akşamdan,

aydan,

ay hâlinden bakıyorum sana.

Kadınlar sorana kadar

kendimi normal doğmuş sanıyordum.

Ben normal doğum değilsem

beyler…

Siz şimdi

normal doğum musunuz?

Şehirler kırılıyor.

Kalpler kırılıyor.

Dünya kırılıyor.

Ama en çok da

insan kırılıyor.

Çaylar da soğudu artık.

Artık gitmek gerek.

Çünkü dünya

sezaryenle açılmış açık deniz misali açık bir yara gibi.

Ve biz

o yaranın içinde

yalanlarla yaşıyoruz.

Murat Bozkurt

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Murat Bozkurt Arşivi
SON YAZILAR