Bir Hafız-ı Kur’an, Bir Musiki Sevdalısı, Bir Diyarbakır Hafızası: Tarık Çıkıntaş
Hayat, bazen insanın gözlerinden ışığı alır.
Ama gönlünden umudu alamaz.
Tarık Çıkıntaş’ın hikâyesi, işte bunun en güzel örneklerinden biridir.
1924 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Henüz iki yaşındayken geçirdiği menenjit hastalığı sonucu görme yetisini kaybetti.
Ailesi bütün imkânları seferber etti.
Ama kader onun gözlerini kapatırken, gönül gözünü açtı.
Hayatı boyunca karanlıkta yaşadı.
Ama hiçbir zaman hayata küsmedi.
Daha çocuk yaşlarda müziğe ilgi duydu.
Dedelerinin konağındaki piyano ile başlayan bu ilgi,
yıllar içinde büyük bir sevdaya dönüştü.
Kur’an eğitimi aldı.
Hafız-ı Kur’an oldu.
Güçlü sesi, makam bilgisi ve musikîye olan hâkimiyetiyle,
çevresinde saygı duyulan bir isim hâline geldi.
Ancak onun kalbindeki en büyük sevdalardan biri,
Diyarbakır musikisiydi.
Cümbüşüyle Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti’nin temel taşlarından biri oldu.
Celal Güzelses ile aynı sahneyi paylaştı.
Muzaffer Sarısözen ile çalışma fırsatı buldu.
Diyarbakır musikisinin yaşatılması için büyük emek verdi.
Bugün TRT repertuvarında yer alan birçok Diyarbakır türküsünde, Vonun emeği ve hatırası yaşamaktadır.
Ama onu özel yapan, yalnızca musikîsi değildi.
Neşesiydi.
Dostluğuydu.
İnsan sevgisiydi.
Çocuklarının anlattığına göre, eve her gelişinde önce onların odasına gider, uyuyan evlatlarının yanağına bir buse kondururdu.
Belki göremiyordu.
Ama sevgisini, onlardan hiç eksik etmiyordu.
Tarık Çıkıntaş…
Bir hafızdı.
Bir musiki sevdalısıydı.
Bir kültür insanıydı.
Ve Diyarbakır musikisinin unutulmayan seslerinden biriydi.
3 Mayıs 1979…
Henüz 55 yaşındaydı.
Bu dünyadan ayrıldı.
Ama ardında, yalnızca türküler bırakmadı.
Bir gönül bıraktı.
Bir vefa bıraktı.
Bir Diyarbakır hafızası bıraktı.
Çünkü bazı insanlar, gözleriyle değil, gönüllerde bıraktıkları ışıkla yaşamaya devam ederler.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.