İbrahim Ateşoğlu

İbrahim Ateşoğlu

Bir Ömrün Tanığı: Gazeteci Faruk Balıkçı

Bir Ömrün Tanığı: Gazeteci Faruk Balıkçı

whatsapp-image-2026-06-15-at-12-38-21.jpeg

Onun hayatı birkaç satırlık bir biyografiye sığacak bir hikâye değil aslında.
Nerede bir savaş varsa…
Nerede bir duruşma varsa…
Nerede bir insan hakkı ihlali varsa…
Nerede insanların sesi duyulmamışsa…
Ve bütün bu hikâyelerin tam merkezinde bir gazeteci var:
Faruk Balıkçı.
1961…
Diyarbakır…
Küçük yaşlardan itibaren olup bitene karşı merak duymaya başladı.
İnsanları dinlemeyi…
Sorular sormayı…
Ve hayatın içindeki hikâyeleri fark etmeyi öğrendi.
1983 yılında gazeteciliğe başladı.
Yıllar geçti…
Kurumlar değişti…
Ama değişmeyen bir şey vardı:
Haberin peşinden gitme arzusu.
Anadolu Ajansı…
Milliyet…
Hürriyet…
Doğan Haber Ajansı…
Onun için bunlar yalnızca çalıştığı kurumlar değil,
bir ömrün duraklarıydı.
Çünkü onun gazeteciliği masa başında geçmedi.
Bazen bir savaşın ortasında…
Bazen bir sınır hattında…
Bazen de sesi duyulmayan insanların hikâyelerinin peşinde…
1981–1985 yılları arasında Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’ndeydi.
Bir dönemin en ağır davalarına ve insan hikâyelerine tanıklık etti.
1991 yılında haberin peşinden gitti.
Dağları aştı…
Tepeleri aştı…
Irak sınırını yürüyerek geçti.
Ve Körfez Savaşı’na tanıklık etti.
1993 yılında Cizre’de meslektaşı İzzet Kezer’i kaybetti.
Gazetecilik bazen haber yazmak değil,
hayatın en acı anlarına tanıklık etmekti.
Kitaplar yazdı.
Araştırdı.
Tanıklık etti.
Ve yaşadığı coğrafyanın hafızasına notlar düştü.
Ödüller aldı.
Ama onu tanıyanlar için asıl değer,
insanların hafızasında bıraktığı izdi.
Sakinliği,
mütevazı kişiliği
ve haber peşindeki kararlılığıyla tanındı.
Çünkü Faruk Balıkçı için gazetecilik yalnızca bir meslek değildi.
Bir sorumluluktu.
Bir vicdan işiydi.
Bir tanıklıktı.
Faruk Balıkçı…
Bir gazeteci…
Bir tanık…
Bir hafıza emekçisi…
Ve her şeyden önce,
yaşadığı coğrafyanın hikâyelerini kayıt altına alan bir Diyarbakırlı…
Bugün geriye dönüp bakıldığında,
onun hikâyesi yalnızca bir gazetecinin hikâyesi değildir.
Bu,
Diyarbakır’da başlayıp savaşlara,
sınır boylarına,
mahkeme salonlarına
ve insanların hayatlarına uzanan bir ömrün hikâyesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim Ateşoğlu Arşivi
SON YAZILAR