Ekranlar Arasında Kaybolan İnsanlık
Hayatımız her geçen gün dijitalleşiyor. Telefonlarımızdaki bildirimler, sosyal medya akışları ve sürekli çevrim içi olma zorunluluğu, yaşamımızın neredeyse her alanını kuşatmış durumda. İş dünyasından eğlenceye, iletişimden alışverişe kadar her şey birkaç tıkla mümkün. Ancak bu hızlı dijitalleşme, bizi gerçekten birbirimize yaklaştırıyor mu, yoksa yalnızlaştırıyor mu?
Sokakta yürürken, kafe köşelerinde yan yana oturan insanların çoğu artık birbirine değil, ekranlarına bakıyor. Çocuklar oyun oynamak yerine ekran başında zaman geçiriyor, aileler akşam yemeklerinde telefonlarına göz gezdiriyor. “Bağlantıda kalmak” için sarf ettiğimiz çaba, çoğu zaman gerçek insan ilişkilerimizi zayıflatıyor. Emoji ve GIF’lerle yapılan sohbetler, yüz yüze iletişimin yerini alamıyor; bir mesaj, samimi bir gülümsemeyi, sıcak bir sohbeti yerine koyamıyor.
Dijitalleşme, hayatı kolaylaştırdığı kadar yalnızlığı da derinleştiriyor. İnsanlar artık birbirinin gözünün içine bakmayı unuttu, küçük bir tebessüm veya basit bir selam bile nadir bir değer hâline geldi. Sosyal medya üzerindeki “mükemmel hayatlar”, kendi hayatımızın eksikliklerini daha görünür hâle getirirken, kıyaslamalar ve hayal kırıklıkları da artıyor.
Peki çözüm ne? Belki de hızla dijitalleşen dünyamızda küçük ama bilinçli adımlar atmakla başlıyor. Ailece ekranı kapatmak, arkadaşlarla yüz yüze sohbet etmek, bir yabancıya gülümsemek… Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor, ama insan olmanın özü, gerçek bağlarda saklı.
Unutmayalım: bir telefon bağlantısı, insanın insana dokunuşunun yerini alamaz. Bağlantıda kalmak istiyorsak, önce gerçek hayatta birbirimize vakit ayırmayı öğrenmeliyiz. Ekranlar arkasında kaybolmak yerine, insan olmanın temelini, göz göze iletişimde ve küçük ama anlamlı anlarda yeniden hatırlamalıyız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.