Selim Kaplan

Selim Kaplan

Anne babaların şevvali günleri yaşamasına dair

Anne babaların şevvali günleri yaşamasına dair

Güneydoğu Toroslarına iki gün önce kar yağmıştı. İftardan hemen sonra başlayan ayaz, Mart ayında kışı yaşatıyordu. Kamburu hafif çıkmış yetmişli yaşlarda gibiydi. Kafası ve kulaklarını arkasından gelen ayazdan korumak için, eskimiş paltosunun yakasını başının üstüne kadar çekmiş, ağır aksak yürüyordu.

Sol eli cebinde, sağ elindeki poşetin içinde bir ramazan pidesi ile iki adet halka tatlı vardı.

Önceden tanışmıyor olsalar da, adamın halindeki duygusallık ve hemşeriliğin verdiği samimiyetle, sırtına dokunarak;

- Ne mutlu sana, ekmeğini almışsın, yanına da iki tane tatlı koymuşsun. Şimdi eve gidecek kapıyı çalacaksın, kapıyı çocukların açacak, ellerinde ekmek ve tatlı ile babalarını görecek ve mutlu olacaklar.

Tanımadığı bu adamın samimi yaklaşımına karşılık, yaşlı adamın gülümseyip teşekkür etmesi beklenirken, yüreğine bıçak sokulmuş bir acıyla cevap verdi;

- Keşke evde birileri olsaydı da, söylediğin mutluluğu yaşayabilseydim!

Kaş yapayım derken göz çıkarmış, belki de kabuklanmış bir yarayı kanattığını fark etmiş ama ok yaydan çıkmış ve bu acının nedenini de merak etmişti.

Adamı daha fazla incitmemek için, şefkatle karışık ürkek bir tonda “Evdekiler nereye gitti?” diye sorunca, adam yılgın bir tonda cevapladı.

- Hanım üç yıl önce vefat etti, yedi çocuğum var, hepsi evlenip başka şehirlere yerleştiler, buraları sevmediklerinden gelip beni görmek te pek akıllarına gelmez. Anlayacağın üç artı bir evde, ben bana yaşıyorum.

Adamın cevabı daha çok acıtmıştı yüreğini. Durumu toparlamak ve en azından adamın yaralı yüreğine merhem olsun düşüncesiyle, muhabbeti bir başka yöne çekmek zorunda olduğunu düşünerek, sorduğu “kaç yaşındasınız?” sorusuna, adam “65” cevabını vermişti.

Yetmişli yaşların görüntüsünde, altmış beş yaşındaki, yedi çocuk sahibi adamın yalnızlık hali(!), durumu daha çok ağırlaştırmış olsa da, adamı hüzünden kurtarmak ve mutlu olmasının yolunu açabilmek amacıyla, yine de şansını deneyip, son bir koz kullanmayı düşünerek;

- “Ne kadar güzel ve şanslı bir insansın, eşin çocuklarını büyütüp evlendirerek vazifesini yapmış ve ele ayağa düşmeden Ahirete göçmüş, Sen de çocuklarını iş-güç, ev-bark sahibi yapmışsın. Allah’a şükür başını sokacağın bir evin ve muhtemelen emekli maaşın da vardır. Allah dertlerini göstermesin, ama varsın çocukların kendi kendilerine yaşasınlar, ara sıra arayıp sormalarıyla mutlu olmakta mümkündür. Bence Sen de öyle yap, o zaman belki daha mutlu olursun” dedi.

Bu değerlendirme adamı biraz rahatlatmış olmalı ki;

- “Belki de haklısın, biraz da öyle bakayım, teşekkür ederim” deyip, yalnızlığını yaşadığı evine doğru yöneldi.

Sokak aydınlığında, birbirlerini önceden tanımayan iki insanın, Mart ayının ayazındaki ayaküstü muhabbetlerinin, bir babanın acılarını deşip, yüreğindeki yaraları kanatacağını, önceden bilebilmek mümkün müdür?

Her birinin doğumunun evlere bayram şenliği yaşattığı, hastalıkları ve dertlerinin anne-babalara çile çektirdiği, iş-güç sahibi olup evlenerek, bir de çocuk sahibi olup, dede ve ninelere dünyanın en güzel zevklerini yaşatan evlatlar, anne-babalarını yalnızlığa neden terk ederler ki?

Hayatın içinde, yaşanmışlıklardan dolayı, çocukların anne ve babalarından; duygusal olarak uzaklaşmaları, kırgınlıklarından dolayı iletişim kurmamaları ve hatta içten içe öfke besleyip uzak durmaları gibi nedenlerle mesafeli olmaları ve anne-babayı yalnızlığa itmeleri mümkündür.

Yaşam boyu anne-babasını bilmeden ve onların yaşatabilecekleri duygulardan yoksun yaşamış, öksüz ve yetim insanların duyguları bilinebilseydi, acaba anne-babalı büyüyen çocukların, her ne sebep olursa olsun, anne-babalarını yalnızlığa terk etmesi mümkün olabilir miydi?

Ayrıca çocukların bu yaklaşımları, anne-babaları yaşıyorken karşılık bulabiliyor olsa da, anne-babalar öldükten sonra, ne kendisine karşı mesafeli olunacak ve ne de bu duyguları birilerine karşı besleyip, onu yalnızlığa mahküm ederek, cezalandırmak mümkün olabilecektir!

Yahudi inancında yer aldığı üzere, Yaradan’ın Sina Dağı’nda Musa Peygambere vahyettiği On Emir’den biri “Anne ve babana saygı göstereceksin” idi.

Hristiyanlık inancına göre, İsa Peygamber’e vahiyde “Çocukların anne-babalarına Rab’be inandıkları gibi uymalarını ve onları onurlandırmaları(Efesliler 6:1-3)” buyurulmuştur.

Ve nihayetinde İslam inancına göre, Kuran-Kerim’de Allah; “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.(İsra/23)” ayetiyle, çocukların anne-babalarına nasıl davranması gerektiği açıklıkla emredilmiştir.

Ramazan Müslümanlar için oruç ayıdır. Bu ay da yiyecek ve içecekten mahrum kalındığı, yanlışlardan uzak kalınıp sabredildiği ve hatta aç-susuz çalışmak zorunda kalındığından, biraz da cefa çekildiği için, Ramazan ayının bitiminde bayram coşkusu yaşanır.

Ramazan bayramının günleri, tazelik-yenilenme-mutluluk-manevi yücelik anlamlı, Şevval Ayı’nın ilk üç gününe denk gelir.

Doğumlarından, kendi ayakları üzerinde durdukları güne kadar, Ramazan orucu ibadetinin hassasiyetiyle, çocuklarına kol kanat gerip onları geleceğe taşıyan anne-babaların, kalan ömürlerini, bayram coşkusu ve Şevvali duygularla yaşamayı hak edip etmedikleri hususunu, okuyucularımızın takdirine sunuyorum.

Anne-babasını gönlünde, ya da her ne şekilde olursa olsun, yalnızlığa mahkûm etmiş birileri var ise, içinde bulunduğumuz şevval ayının anlamı ve Yaradan’ın emirlerine uygun olarak, varıp kendiniz için bir iyilik yapmak adına, anne-babanızın hayırlı dualarını almanızda fayda vardır.

İnanın o zaman daha mutlu olacaksınız!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selim Kaplan Arşivi
SON YAZILAR