Başarı Sandığımız Şey Gerçekten Başarı mı?
Günümüz dünyasında başarı, çoğu zaman sayılarla ölçülüyor: Kaç takipçin var, maaşın ne kadar, kaç metrekarelik evde oturuyorsun, kaç ülke gezdin… Rakamlar büyüdükçe hayatın da büyüdüğünü zannediyoruz. Oysa rakamların dili nettir ama insan hayatı öyle değildir; bazen en büyük görünen başarılar, içi en boş olanlardır.
Toplum, başarıyı tek tip bir kalıba dökmeyi sever. İyi okul, iyi iş, iyi gelir… Bu sırayı takip etmeyenler için görünmez bir baskı başlar. Sanki herkes aynı yarışa katılmış da bitiş çizgisi tekmiş gibi. Oysa kimse aynı yerden başlamıyor ki aynı yerde bitsin. Kimi rüzgârı arkasına almış koşuyor, kimi fırtınaya karşı yürüyor. İkisini aynı ölçüyle değerlendirmek adalet değil, alışkanlıktır.
Asıl sorun şu: İnsanlar çoğu zaman gerçekten ne istediğini değil, ne istenmesi gerektiğini öğreniyor. Bir meslek seçiyor ama o mesleği sevip sevmediğini hiç sormuyor. Bir hedef belirliyor ama o hedefin kime ait olduğunu düşünmüyor. Sonra yıllar geçiyor ve bir gün aynaya bakıp şu soruyu soruyor: “Ben bunu gerçekten ben istediğim için mi yaptım?”
Gerçek başarı belki de alkış sesinde değil, iç huzurunda saklıdır. Kimse görmezken yaptığın işten gurur duyabiliyorsan, başkasıyla kıyaslamadan ilerleyebiliyorsan, yolculuğun kendisinden keyif alıyorsan… İşte o zaman başarı sana aittir. Çünkü o, dışarıdan verilmiş bir etiket değil; içeriden yükselen bir histir.
Belki de artık başarıyı yeniden tanımlama zamanı gelmiştir. Daha çok kazanmak yerine daha çok hissetmek, daha çok görünmek yerine daha çok anlamak, daha hızlı gitmek yerine doğru yolda yürümek… Çünkü insanın en büyük başarısı, başkalarının hayatına benzemeden kendi hayatını yaşayabilmesidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.