FOTOĞRAFLARIN ANLATTIKLARI -BOSNA
Askerler de Ağlar
Silahların sustuğu bir anda, geriye sadece kaybın sesi kalır… ve o ses, insanın içinden yükselir. Gözlerden uzak bir köşede ağlayan askerlerin bu fotoğrafı, savaşın en görünmeyen yüzünü ortaya koyuyor.
Aynı üniformayı taşıyan genç yüzlerde, savaşın ağırlığı sessizce gözyaşına dönüşüyor.
Bu fotoğraf, savaşın “erkeklik”, “disiplin” ve “dayanıklılık” kalıplarını nasıl paramparça ettiğinin güçlü bir göstergesidir.
Objektifin merkezindeki asker, elini yüzüne kapatmış; bu, sadece gözyaşını saklama refleksi değil, aynı zamanda yaşadığı acıyı dünyadan bir anlığına koparma çabası gibidir. Yanındaki askerlerin yüz ifadeleri de benzer durumu yansıtıyor: Biri başını öne eğmiş, diğeri mendille gözlerini siliyor. Hepsinde ortak olan duygu, kontrol edilemeyen bir kayıp ve derin bir yıkımdır.

Toprağa bırakılan bir bedenin ardından, bir annenin ellerinde bütün bir ülkenin acısı titriyor.
Kamuflaj kıyafetler burada ironik bir anlam kazanıyor. Normalde onları doğaya karıştıran, görünmez kılan bu desenler; bu sahnede acıyı gizleyememiş. Aksine, duygunun çıplaklığı ile sert askeri kimlik arasında keskin bir tezat oluşurmuş.
Gün ışığı, bu sahneyi dramatize eden bir loşluk yaratmıyor. Tam tersine, gerçeği olduğu gibi ortaya koyuyor. Yani bu bir “sahne” değil, doğrudan hayatın kendisidir.

Geriye kalanlar, kaybın yükünü omuz omuza taşıyarak ayakta kalmaya çalışıyor
Fotoğrafın en güçlü yanı, savaşın görünmeyen yüzünü göstermesidir. Çünkü silahların sustuğu anlarda bile savaş, insanın içinde devam eder.
İşte bu fotoğraf da tanıklığın en saf hâlini; propagandadan uzak, doğrudan insanın kırılganlığına dokunan bir belge niteliğindedir.
Bu fotoğrafı, kuru kafalı bayraklarıyla dikkat çeken Çetniklerin, Hırvatistan’ın en gözde şehirlerinden biri olan Vukovar’ı ele geçirdikleri dönemde çektim.
Çatışma sırasında Çetnikler tarafından öldürülen bir komutanın cenaze töreniydi. Defin sırasında komutanın ailesi ve yakınlarının ağlaması elbette doğaldı. Ancak asıl dikkat çekici olan, gözlerden uzak bir köşeye çekilmiş askerlerin sessizce ağlamasıydı.
Fotoğrafı çektikten sonra, yanımdaki Hırvat mihmandarım aracılığıyla öğrendim ki, komutan çatışma sırasında emrindeki askerleri ölümden kurtarmaya çalışırken vurulmuştu.
Askerler, hayatlarını borçlu oldukları komutanlarını kaybetmenin acısıyla ağlıyorlardı. Ama belki de sadece bu değildi…
Belki de savaşın ne kadar anlamsız ve ne kadar acımasız olduğunu düşünüyor, bir sonraki çatışmada kendi sonlarının da bir mezarlık olabileceğini hissediyorlardı. İçlerinden savaşa lanet okuyorlardı.

Siperde, hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide bekleyenler. Ramazan Öztürk(soldaki) ve Hırvat-Boşnak askerler
Çünkü savaş, sadece cephede değil, insanın içinde de kaybedilir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Balkanlar’da uzun süre süren sessizlik, 1989’da Doğu Avrupa’da komünizmin çöküşüyle bozuldu. Bu süreçte bölgede yükselen her milliyetçi hareket, karşıtını doğurdu.
Slobodan Miloşeviç’in iktidarı ele geçirerek “Büyük Sırbistan” hayalini gerçekleştirme çabası, 1986-1999 yılları arasında Yugoslavya’yı tarihinin en kanlı dönemlerinden birine sürükledi.
Miloşeviç’in Sırp milliyetçiliği politikalarıyla bağımsızlığını ilan eden cumhuriyetlere karşı başlatılan savaşta Slovenya, Bosna-Hersek ve Kosova gibi, Hırvatistan da ağır bedeller ödedi. 20’nci yüzyılın sonunda yaşanan bu Balkan savaşları; 300 binden fazla insanın yaşamını yitirmesi, yüz binlercesinin yaralanması ve milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesiyle sonuçlandı.
Savaş boyunca, Bosna’da olduğu gibi Hırvatistan’da da sivil katliamlarının başlıca failleri arasında Çetnikler yer aldı. İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan bu paramiliter yapı, savaş süresince Hırvatistan, Bosna ve Kosova’da sivillere yönelik ağır insanlık suçları işledi.
Sonuç: Diktatörler de Hesap Verir
Slobodan Miloşeviç ve Radovan Karaciç, bu karanlık dönemin öne çıkan iki ismiydi. Her ikisi de özellikle Bosna Savaşı sırasında yaşanan katliamlarla anıldı ve uluslararası yargı önüne çıkarıldı.
Miloşeviç, 2001 yılında tutuklanarak Lahey’deki Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi’ne teslim edildi. Soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla yargılandı. Ancak dava sonuçlanmadan, 2006 yılında cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Bu nedenle hakkında nihai bir hüküm verilemedi.
Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin siyasi lideri Radovan Karaciç ise özellikle Srebrenitsa soykırımıyla ilişkilendirildi. Savaş sonrası 13 yıl boyunca sahte kimlikle saklandı. 2008’de yakalanarak Lahey’e gönderildi.
2016 yılında soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan suçlu bulundu; 2019’da cezası ömür boyu hapse çevrildi. Hâlen Birleşik Krallık’ta bir hapishanede cezasını çekiyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.