Ramazan ÖZTÜRK

Ramazan ÖZTÜRK

Fotoğrafların Anlattıkları – İran-Irak Savaşı

Fotoğrafların Anlattıkları – İran-Irak Savaşı

Bu kare, bir savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını; insanın içine, ruhuna ve hatıralarına kadar sızdığını anlatır.

whatsapp-image-2026-03-26-at-09-44-07.jpg

Sabah akşam savaş çığırtkanlığı yapanlar, bir gün gerçekten bir savaşın içine düşseler… O cephelerde neler olup bittiğini, cephe gerisinde yokluğun, açlığın, susuzluğun ne demek olduğunu görseler… Elektriksiz gecelerde siren sesleriyle birlikte insanların ruhuna çöken o ağır ölüm korkusunu hissetseler… Özgürlüğün bir anda elinizden kayıp gidişine tanıklık etseler…
İnanıyorum ki savaşı bu kadar kolay anmaz, bu kadar pervasızca dillendirmezlerdi.

whatsapp-image-2026-03-26-at-09-44-07-1.jpg

Çünkü savaş, uzaktan bakıldığında bir harita üzerindeki sınırların yer değiştirmesi gibi görünür. Oysa gerçekte, hırsların ve iktidar tutkularının sonucudur. Birileri koltuğunu kaybetmemek için, birileri “en güçlü benim” sarhoşluğuna kapıldığı için savaş başlatır. Kararı yönetenler verir, ama bedelini halkın çocukları öder.

İran-Irak Savaşı başta olmak üzere, yıllarca dünyanın farklı bölgelerinde onlarca savaşı izleyen bir gazeteci olarak, cephelerde ve cephe gerisinde gördüklerim bana şunu öğretti:
Savaş kötüdür ve uzadıkça kirlenir.
Ve kirlenen sadece toprak değil, insanın vicdanıdır.

En önemlisi de savaşın kazananı olmaz. Çünkü iki taraf da en değerlilerini yani insanını kaybeder.

Cephede parçalanmış gencecik bedenleri gördüm.
Henüz hayatta olanların, ölümün nefesini enselerinde hissederek yaşama tutunmaya çalıştıklarına tanık oldum.
Cephe gerisinde ise insanların her an kötü bir haber alma korkusuyla nasıl yaşadığını; umudun nasıl yavaş yavaş tükenip yerini çaresizliğe bıraktığını gördüm.

Ama en ağır sahnelerden biri esir kamplarıydı.

Esir olmak…
Bunu gerçekten ancak yaşayan ya da yakından gören bilir.

Özgürlüğünüz elinizden alınmıştır.
Düşman elindesinizdir.
Etrafınızda silahlı askerler…
Açsınız, susamışsınız… Üşüyor ya da güneşin altında kavruluyorsunuz…
Ayaklarınız çıplak, üzeriniz kir içinde…
Ve kimsenin umurunda değildir. Çünkü artık sadece bir “esir “siniz.

Uluslararası hukuk kâğıt üzerinde vardır belki… Ama o tel örgülerin içinde, onun sizi ne kadar koruyacağını kimse garanti edemez.
Ne kadar kalacağınızı bilmezsiniz.
Hangi pazarlığın konusu olacağınızı bilmezsiniz.

İşte o an, insan hayatı da savaşın anlamı da sorgulanmaya başlar.
Geçmişiniz bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçer.
Sevdiklerinizin özlemi, çaresizliğin en ağır biçimine dönüşür.

Bu fotoğrafı, İran-Irak Savaşı’nın devam ettiği 1986 yılında, İran’ın cephede esir aldığı Iraklı askerlerin tutulduğu bir kampta çektim.

Gördüğüm manzara yürek parçalayıcıydı.

Esirler, geniş bir alanda, toprağın üzerinde düzenli sıralar hâlinde oturtulmuştu. Yüzlerinde savaşın izleri vardı. Üniformaları yırtık, ayakları çıplaktı.
Yorgunluk, açlık ve belirsizlik, her birinin yüzüne aynı gölgeyi düşürmüştü.

Ve bir yandan da slogan atıyorlardı:
“Kahrolsun Saddam…”

O kalabalığın içinde gerçekten inandığı için bağıranlar vardı belki… Ama hepsinin gönüllü olduğundan emin değildim. Bana daha çok, kampın görünmez baskısı altında söylenen sözler gibi gelmişti.

Bu karede gördüğünüz genç adam…
Dizlerini kendine çekmiş, çenesini ellerine dayamış…
Bakışları uzaklarda.

Belki evini düşünüyor.
Belki annesini.
Belki de henüz yarım kalmış bir hayatı…

Bu fotoğraf, işte tam da bunu anlatıyor:
Savaş, sadece öldürmez.
İnsanın içindeki hayatı, umudu ve özgürlüğü de yavaş yavaş tüketir.

Ve geriye, taşların üzerinde çıplak ayaklarla oturan,
ama aslında hayattan koparılmış insanlar kalır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ramazan ÖZTÜRK Arşivi
SON YAZILAR