Ramazan ÖZTÜRK

Ramazan ÖZTÜRK

FOTOĞRAFLARIN ANLATTIKLARI-TÜRKİYE

FOTOĞRAFLARIN ANLATTIKLARI-TÜRKİYE

fotograflarin-anlattiklari-turkiye.jpeg

Bu fotoğraf, yalnızca bir çocuğu değil, bir dönemin karanlık yüzünü gösteriyor.

1984 yılıydı. 12 Eylül darbesinin memleketin üzerine çökmüş gölgesi hala devam ediyordu. Cezaevleri dolu, mahkeme salonları suskun çığlıklarla yankılanmaktaydı. İstanbul’un kalbinde, Sultanahmet Adliyesi’nde adalet neredeyse kesintisiz çalışıyordu ama o adaletin terazisi çoktan eğrilmişti.

Ve o kalabalığın içinde bir çocuk vardı.

Henüz 14 yaşındaydı.

Suçu: Hırsızlık.

Günaydın Gazetesi'nin muhabiriyken bu fotoğrafı çektim.

Fotoğrafa baktığınızda gördüğünüz şey aslında suç değildir.

Gördüğünüz şey, elleri arkadan zincirlenmiş bir çocuktur.

Bir çocuğun ellerinin zincirlenmesi, yalnızca bir güvenlik önlemi değildir; bir zihniyetin ifadesidir. Devletin, karşısındaki insanı yaşına, hikâyesine, masumiyetine bakmadan “tehdit” olarak görmesinin ifadesidir.
O zincir, çocuğun bileklerine değil, gerçekte dönemin ruhuna vurulmuştur.

Ne yazık ki aradan onlarca yıl geçmesine rağmen, geçtiğimiz günlerde Cizre’de 15 yaşındaki bir çocuk, üzerindeki tişörtte “Kürdistan” yazısı var diye polis tarafından kalabalığın içinden zor kullanılarak gözaltına alındı.
Bu durum, zaman içinde ülkelerin ve toplumların değiştiğini; ancak bu coğrafyada bir kelime ya da bir isim üzerinden hâlâ fırtınalar koparıldığını gösteriyor. Çünkü geçmişin zihniyeti, bazı durumlarda bugüne sızıyor.

Kırk iki yıl önce mahkeme salonuna getirilen o küçük beden aslında tek başına değildi. Onunla birlikte, darbe sonrası tutuklanan binlerce insanın gölgesi de o salondaydı: siyasetçiler, aydınlar, gazeteciler, sağ ve sol görüşten insanlar ile Kürtler… Kısacası, darbecilerin zihniyetine sığmayan herkes.

Bu yüzden bu fotoğraf bir adli vakanın karesi değildir sadece.

Bu, adaletin nasıl bir disiplin aracına dönüştüğünün belgesidir.

Çocuğun yüzü görünür ya da görünmez; fark etmez. Çünkü bu fotoğrafta kimlikler silinmiştir. Geriye sadece “sanık” kalmıştır. Ve o sanık, daha çocuk yaşta, devletin sert yüzüyle tanıştırılmıştır.

Gazeteciler Cemiyetinin düzenlediği yarışmada " Yılın Haber Fotoğrafı" dalında birincilik ödül alması tesadüf değildir. Çünkü bu kare, bir dönemin bütün gerçeğini tek bir anın içine sığdırmıştır. Ne bir cümle fazlasına ihtiyaç vardır ne de bir açıklamaya.

Aradan yıllar geçti.
Şimdi bu fotoğraf, bambaşka bir karanlığın içinde dolaşıyor. Sosyal medya denen mecrada, kaynağı belirtilmeden, başka olayların fotoğrafıymış gibi servis ediliyor. Gerçek yerinden koparılıyor, hafıza çarpıtılıyor.

Bu da bize iki şeyi anlatıyor:
Birincisi; sosyal medyanın, doğru bilgiden çok yanlış ve yanıltıcı bilgilerin dolaştığı bir çöplüğe dönüştürülmüş olmasıdır. Önüne gelen, canının istediğini, istediği gibi paylaşıyor.
İkincisi ise; bu devasa bilgi kirliliğinin, emeğe, sanata ve sanatçıya duyulan saygıyı aşındırmasıdır. Telif hakları hiçe sayılıyor, tanıklıklar sahipsiz bırakılıyor.

Oysa bu fotoğraf, sadece bir kare değildir.
Bir tanıklıktır.
Ve her tanıklık, doğru anlatıldığında anlam kazanır.

Bazen bir fotoğraf, bir ülkenin vicdanını sorgular.

Çünkü bazı fotoğraflar hiç susmaz.

Bu fotoğraf da öyle.

Ve insan ister istemez şu soruyu sorar:

Bir çocuğun ellerini zincirleyen bir düzen, aslında kimi yargılıyordu?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ramazan ÖZTÜRK Arşivi
SON YAZILAR