Güvensizliğin Bireysel ve Toplumsal Bedeli
Son yıllarda ülkede yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal dalgalanmalar, insanların gündelik hayatla ve birbirleriyle kurduğu ilişkiyi görünür biçimde değiştirdi. Bu dönüşüm, kurumlara, uzmanlara, bilgi kaynaklarına ve birbirimize duyduğumuz güvenin zayıflamasını da beraberinde getirdi ne yazık ki… Bugün birçok insan, karşılaştığı bir bilgiyi değerlendirirken önce doğruluğunu tartmak yerine, ona inanmanın yaratabileceği hayal kırıklığını hesaplıyor. Bu durum, basit bir kuşkuculuktan çok, uzun süredir devam eden belirsizliğin zihinde bıraktığı izlerle ilgili aslında.
Klinik pratikte de sıkça duyduğum “Kime güveneceğimi bilmiyorum” cümlesi, çoğu zaman sanıldığı gibi paranoid bir düşünceyi değil, sürekli tetikte olma hâlini yansıtıyor. Psikolojik açıdan bakıldığında bu, tekrar eden hayal kırıklıkları karşısında gelişen koruyucu bir uyum biçimi olarak okunabilir. Zihin, güvenmeyi tamamen bırakmaz; ancak güvenmenin bedelini ağırlaştırır. Böylece birey, yeniden incinmemek için mesafeyi tercih eder ve bu mesafe zamanla alışkanlığa dönüşür.
Bu noktada yaşanan şey yalnızca kişilerarası ilişkilerle sınırlı kalmaz. Güven duygusunun zayıfladığı toplumsal yapılarda bireyler, bilgiyle ilişki kurma biçimlerini de değiştirir. Uzman görüşlerine ve ortak referanslara yaslanmak yerine, kişisel sezgiler, eksik bilgiler ve bağlamından kopuk anlatılar daha cazip hâle gelir. Bu durum, zihne kısa vadede bir kontrol hissi verse de uzun vadede belirsizliği azaltmaz; aksine, zihinsel yükü artırır. Bilgiyi anlamaya çalışmak yerine her şeyden şüphe duymak, gündelik bir savunma biçimine dönüşür.
Güvensizliğin en ağır bedellerin biri ise yalnızlaşmadır. İnsanlar yardım istemekte, destek almada ve birlikte düşünmede giderek daha isteksiz hâle gelir. Toplumsal düzeyde bu durum, empatiyi zayıflatan ve herkesin kendi küçük güvenli alanına çekildiği bir iklim yaratır. Oysa güven, bir lüks değil; psikolojik dengeyi ve toplumsal dayanıklılığı ayakta tutan temel bir unsurdur. Kaybı sessizdir, ancak etkisi derin ve uzun sürelidir.
Klinik Psikolog Kübra Özsat
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.