Selim Kaplan

Selim Kaplan

İçine girenler değildir insanı kirleten

İçine girenler değildir insanı kirleten

Yazın orta yerinde, bir saattir acemi eğitiminde olan erler, komutanları istirahat izni verince, bir kısmı gölgelik yerlere dağılırken, bir kısmı da tuvaletlerin yolunu tutar. Tuvaletlerin girişinde erleri nöbetçi çavuş karşılar ve üst baş araması yaparak, cebinde taş olmayanların tuvalet binasına girmesine izin verirken, taş olanların da taşlarını bıraktıktan sonra girmesine izin verir.

Uzun yıllar önce, acemi er eğitim birliğinde yaşanan benzeri durumların nedeni, özellikle kırsal yörelerden askere gelen gençlerin, tuvaletlerini yaptıktan sonra, temizliklerini taş ile yapma alışkanlığından kaynaklanmaktadır. Temizlikte kullanılan taş ta tuvaletin deliğine atılınca, tuvaletler tıkanıp, kullanılamaz hale geliyor. Tuvalete gelen acemi erlerin, girişten önce üst baş aramasının yapılmış olması da bu nedenledir.

Su eksikliğinin yaşandığı özellikle kırsal kesimlerde, insanların su ihtiyaçlarını metrelerce uzaktaki kuyulardan karşıladığı ve en doğal ihtiyaç olan tuvalet ihtiyaçlarının, evlerde tuvalet olmadığından, arazideki kuytu köşelerde karşılandığı yıllarda, temizlik için ya taş kullanılır ya da bulunabilirse ağaç yaprakları kullanılırdı.

Beş bin yıl önce, Sümer kültürü ile insanların yaşamına giren tuvalet kültürüne rağmen, geçmiş çağlarda tuvalet temizliğinde, antik Yunanlılar seramik, Amerikalı sömürgeciler mısır koçanları kullanmıştır. Günümüzde tuvalet kültüründe, doğu ülkelerinde suyun, batı ülkelerinde tuvalet kağıdının yaygın olarak kullanılıyor olması dahi, tuvaletlerde hijyen kültürünün günlük yaşamımıza tamamen yerleşmiş olduğu anlamında değildir.

Çünkü 1.43 milyarlık nüfusuyla, dünyanın en kalabalık ülkesi olan Hindistan’da, hala Avrupa ülkelerinin toplam nüfusuna denk gelecek sayıdaki, yaklaşık 600 milyona yakın insan, tuvaletini açık arazide yapıyor. Hintlilere ek olarak, uzak doğunun diğer ülkeleri ile Afrika ve Güney Amerika halklarından, araziyi tuvalet olarak kullananlar birlikte değerlendirdiğinde, dünyadaki her beş kişiden birinin, tuvalet ihtiyacı için, hijyenik bir ortam kullanmadığını söylemek mümkündür.

Bundan dolayı, insan sağlığı için hayati önemde olan, hijyenik tuvalet ortamının olmadığı coğrafyalarda, her yıl yüzbinlerce çocuğun ishalden öldüğü, arazide kadınların tecavüze uğradığı, insanların akrep, yılan ya da yırtıcı hayvanlar tarafından saldırıya uğradığı vb. olumsuzlukların yaşandığını söylemek te mümkündür.

İnsan sağlığı için bu kadar önemli olan tuvalet kültürüne, günümüz dünyasındaki hijyenik ortamlarla kısmen çözüm getirilmiş olsa bile, insan bedeni ve çevresinin kirliliğine neden olan diğer bir husus daha var ki; ona da fakirinden zenginine, köylüsünden kentlisine, cahilinden eğitilmişine, vatandaşından siyasetçisine, birçok kesimden insan için çözüm bulunabilmiş değildir!

O da, konuşurken dillendirdiğimiz kötü kelimelerin, bedenimiz, ruhumuz ve toplumumuzda yarattığı kirliliktir!

“İçine girenler değildir insanı kirleten, içinden çıkanlardır (Matta/15)” ifadesinde de vurgulandığı üzere; insan bedenine giren, ağızdan her türlü yiyecek ve içecek, gözlerden ışık, kulaktan ses, burundan nefes yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılarken, bedenimizden çıkan dışkı ve kötü sözler, bedenimiz, varlığımız ve çevremizin kirlenmesine neden olur.

Bedeni ve çevresel kirliliğin sebebi dışkıya, tarihi süreçte çözüm bulunabilmiş olsa da, tarihin bütün çağları ile günümüz medeni dünyasında, teknolojik imkânların da etkisi ile kötü sözün yarattığı bireysel ve toplumsal kirliliğe, çözüm bulunabilmiş değildir.

Kullanılan kötü sözler, bazen bilinçli ifade edilmiş olsa da, çoğunlukla düşünülmeden ağızdan dökülen kelimelerdir.

Bunun en trajikomik örneklerinden bir tanesi, TRT’nin tek yayın kanalı olduğu 80’li yıllarda, hava durumunu sunan, Rahmetli Ersin İmer’in yaşadığı canlı yayın kazasıdır.

Bu günlerde olduğu gibi, karakışın yaşandığı bir mevsimde, TRT’nin günün kapanış haberlerinin devamında, hava durumunu canlı sunan Ersin İmer, soğuk ve buzlu havaya dikkat çektikten ve özellikle tarlalar ve yollarda don olayların yaşandığını ifade ettikten sonra, programın kapanışında, tamamen iyilik temennisi ile ifade edilmesine rağmen, farklı şekilde yorumlanması da mümkün olan, “Donsuz geceler dilerim” deyimini kullandığı için, TRT’deki işinden kovulmuştu!

Yine 90’lı yıllarda özel bir TV programında sunuculuk yapan Güner Ümit, canlı yayında telefonla programa bağlanan bir seyirciye “Yoksa sen Kızılbaş mısın” ifadesi ile gaf yaptığı için, programın yayından kaldırılmasına ve kendisinin mesleki yaşamının zarar görmesine neden olmuştu.

Günümüzdeki TV kanalları ile sosyal medyada yer alan gafların, küfür ve hakaret içeren kötü sözcüklerin, toplumda yarattığı kirlilik ile kokuşmuşluğunu, okuyucularımızın takdirine sunuyorum!

Altın klozetli tuvaletler kullansalar da, ağızlarının ayarı olmadığı için, toplum vicdanını yaralayan sözcükleri bilinçli veya bilinçsiz kullanan siyasetçilerin, yaşamımızda ve ülkelerin istikbalinde yarattıkları zararların tarihte olduğu gibi, günümüzde de birçok örneği vardır.

Bundan dolayıdır ki günlük yaşamımızda gaf yapmamak, kendisi ve çevresini kirletmemesi için, insanların önce düşünüp sonra konuşmayı bilmesi çok önemlidir.

Peygamberimiz ’in ilk Halifesi Hz. Ebubekir, konuşurken yanlış sözcük kullanmamak için ağzında küçük bir taş taşırdı. Bir söz söyleyeceği zaman, taşın kendisine hatırlatmasıyla önce iyice düşünür, ölçer, tartar ve ondan sonra da sözünü söylerdi.

Ailelerin, çocuklarını yaşama hazırlarken; yemek yemeyi, tuvaleti kullanmayı öğretmesinden daha önemlisi, konuşurken yanlış yapmama adına, önce düşünüp sonra konuşmayı öğretmeleri, onların iyi ve saygın birer insan olmaları ile iyi bir geleceğe sahip olmaları açısından çok ama çok önemlidir.

“Düşünmeden konuşmanın bedeli, sonradan düşünmeye mahküm olmaktır(Latin Atasözü)” sözü ve benzerlerinin içerdikleri mesajlar ile onların sahiplerinin, asırlar geçse de unutulmamalarının nedeni, önce düşünüp sonra konuşmanın öneminden kaynaklanmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selim Kaplan Arşivi
SON YAZILAR