Selim Kaplan

Selim Kaplan

Siz de Âmin der misiniz?

Siz de Âmin der misiniz?

“Ahirette, Cennet’e giden yol İran’ın içinden geçse, ben sorarım, kenarından bir yol var mı derim. O kadar antipatim var bunlara… Öteden beri Rafıziler (Şia’lar)’e karşı riyakâr-sapık Âlemi İslam’ı parçalayan, Yahudi emeline alet olmuş insanlar nazarıyla bakmışımdır”

Altmışlı yıllardan 2016 yılına kadar ki elli yıldan fazla, Türkiye’de ve Türkiye adına muhtelif ülkelerde, güya İslam adına faaliyetlerde bulunan ve 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe kalkışmasıyla gerçek niyeti ortaya çıkan, Fetö terör örgütünün lideri, Fetullah Gülen’e aittir yukarıdaki sözler.

Hristiyan dünyasından icazet almak için, Vatikan’a gidip Papa’nın elini öpen Fetullahçıların, 1365 yıl önce camide namaz kılarken öldürülen Hz Ali’ye suikastın mantığı olan, “benden olmayan Müslüman, Müslüman değil ve hatta İslam düşmanıdır” sapık inancı, geçmişte olduğu gibi, bu gün de mezhepler arası ayrışma ve çatışmaların, maalesef temel sebebidir.

Müslümanların bu yaklaşımlarını bilen ve bunu İŞİD gibi sapık zihniyetlerle körükleyen, bir kısım menfaat sahipleri, bu ayrışmalardan ekonomik ve siyasi menfaatler sağlamış, ülkelerde iktidarlar devirmiş ve hatta ülkeler işgal etmişlerdir.

Seksenli yıllardaki 8 yıllık Irak-İran savaşı, Irak’ın, Libya’nın, Lübnan’ın, Suriye’nin ABD tarafından işgalinde olduğu gibi, İran’a saldırmak için, topraklarında ABD ordusuna üs veren körfezdeki Arap ülkelerinin mantığında da bu vardır!

Şia ülkesi İran’a, ABD-İsrail-Sunni Arap ittifakı ile açılan savaşın sebebi, gerçekte, kamuoyuna pompalandığı gibi İran’ın atom bombası sevdası mıdır?

Başta ABD ve İsrail olmak üzere, dünyadaki dokuz ülkede var olan atom bombaları ve şimdiye kadar atom bombasını kullanan tek ülke olan ABD, dünya barışına tehdit değilken, İran’ın nükleer teknolojiye sahip olma arzusunun, dünya barışını ne kadar tehdit ettiğini, okuyucularımızın değerlendirmelerine sunuyorum.

İran’a yönelik savaşın; siyasi, coğrafi, ekonomik ve stratejik yönlerinden bir tanesine bakmak bile, savaşın esas amacına ilişkin bir fikir vermesi için yeterlidir!

Yetmişli yıllardan itibaren başta petrol olmak üzere, ülkeler arası ticarette temel para birimi ABD dolarıdır. Doların ülkelerin ulusal ve uluslararası ticaretlerinde etkin olması, ABD ekonomisine güç kazandırırken, aynı zamanda ABD’ye de ülkelerin iç ticareti ile uluslararası ticaretlerini yönetme gücü kazandırıyordu.

Ancak BRİCS ekonomik topluluğu üyesi Rusya, Çin, Suudi Arabistan, Brezilya, Hindistan ve İran ile BRİCS’e üye olmayan Arjantin, Bangladeş, Irak, Tayland, Malezya ve Venezüella’nın, başta petrol olmak üzere, aralarındaki ticarette Çin para birimi Yuan(CNY-RMB)’ı kullanması, dolara ve dolayısıyla ABD’nin ekonomisi ile uluslararası hâkimiyetine zarar vermektedir.

ABD bu zararın önüne geçmek ve doların hâkimiyetinin devamını sağlamak için savaşma riskini göze alamadığı Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle, ticarette yüksek vergiler koyarak mücadele ederken, gözüne kestirdiği Venezüella’nın devlet başkanını yatağından kaçırmış, Brezilya ve Arjantin’i tehdit etmekte ve nihayetinde yıllardır ekonomik ambargo uyguladığı İran’a savaş açmıştır.

İran’a saldırmaktaki esas amaç, güya İran’ın nükleer enerji edinmesine engel olarak üzüm yemek değil, Yuan ile ticareti engellemek için bağcıyı dövmektir.

Fakat bu kez evdeki hesap çarşıya uymamıştır!

Basra körfezi ve Doğu Akdeniz’de konuşlu dünyanın en büyük ABD donanmasından, İsrail’den ve yedi Arap ülkesinden, günlerdir İran’a yapılan hava saldırılarının, İran halkı ve devletinin pes edip teslim olmasına yetmediğini, Trump’ın İran yönetiminin neden pes etmediğine dair şaşkınlığını, kamuoyuna açık biçimde dile getirdiği beyanlarından da bellidir.

İran’ın dört bin yıllık devlet geleneği, İran yönetiminin “Büyük Şeytan” ABD’ye karşı mücadele için yıllardır yaptığı hazırlıklar ile savaşta ölenlerin şehit olacağı inancı, İran’ın saldırılar karşısındaki direncinin ana parametreleridir.

ABD her fırsatta, İran’a daha esas darbeyi indirmedik diyorsa da, İran’da savaşa dair esas kozlarını henüz kullanmış değildir.

Bu esas kozlardan ilki: Savaşın uzun zamana yayılması ve bu şekilde, dünya petrol ticaretiyle, dünya ülkelerinin tarımda kullandığı ve dünyanın ihtiyacının üçte birini körfez ülkelerinin karşıladığı, tarımda stratejik ürünler olan, gübre-amonyak-fosfat ticaretlerinin aksamasından dolayı, dünyanın sanayi ve tarım ekonomisinde sorunlar yaşanacağı ve bundan dolayı savaşın dışında kalan ülkelerin, ABD ve İsrail’e savaşı durdurmaları konusunda baskı yapacağıdır.

İran’ın son çare olarak kullanabileceği ikinci kozu ise körfezdeki Arap ülkeleri ile İsrail’in su kaynakları olan, su arıtma tesislerine saldırmasıdır.

Uluslararası kuruluşların son verilerine göre İçme sularının; Birleşik Arap Emirlikleri % 42’sini, Suudi Arabistan % 70’ni, Umman % 86’sını, Kuveyt % 90’nını, İsrail % 50’sini deniz suyunu arıtarak elde ediyor. Bu ülkelerin su arıtma tesislerine yapılacak saldırılar, ülkelerde su kıtlığına sebep olacağından, bolluk ve zenginlik içinde yaşamaya alışmış bu ülke halkları ve yönetimlerinin, ABD’ye verdikleri desteği kesebileceği ve bu şekilde İran’a karşı olan ittifakın güç kaybedeceği öngörülmektedir.

Şimdilerde ABD Başkanı, Avrupa ve Uzakdoğu’daki müteffiklerinin çatışma bölgesine savaş gemilerini gönderme çağrıları yaparak, cephesini güçlendirmeye çalışsa da, dünya tarihindeki bütün savaşlarda değişmeyen tek gerçek, zaferin süngünün ucunda olduğu gerçeğidir! Ve süngü, ancak kara birliklerinin bir toprağa ayak basmasıyla kullanılabilir.

İran’ın süngüsünün kendisine savaş açanlara ulaşamayacağı gibi, ABD ve İsrail’in de İran topraklarında bir kara savaşını; ABD’nin İran’da, 1980’de, 8 helikopter dolusu ABD askerinin, hezimet yaşadığı kartal pençesi harekâtında, yaşadığı bozgundan edindikleri tecrübeyle, göze alabilecekleri ihtimali zayıftır. Hal böyleyken, bu hamur daha çok su kaldırır, bu savaş ta, daha çok ekonomi batırır.

Fetullah Gülen Cennetin yolunu bulabilir mi bilinmez amma, günümüzde Cennetin yolunun mazlumların dualarından, Cehennemin yolunun zalimlerin zulmünden geçtiğini ancak Yaradan bilir.

Sırf kendi mezhebinden olmadığı için, ABD ve İsrail zalimlerinin, din kardeşleri olan İran’a zulüm etmesine ortam hazırlayan ve hatta destek veren Müslüman ülkelerinin liderleri ile Ülkemizde mezhep meselesini dini kimliklerinin önüne koyacak şekilde, İran’a yapılan zulümde tarafsız kalma çağrıları yapan, bir kısım tarikat ve cemaat liderlerinin, Ahirette hangi yola düşeceklerini okuyucularımızın takdirine sunuyorum.

“(Allah’ım) Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil (Fatiha/6,7)”. Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selim Kaplan Arşivi
SON YAZILAR