Sokakta kaybolan sessizlik
Diyarbakır’ın ara sokaklarından birindeyim. Yürürken kulağıma çarpan, beton blokların arasında yankılanan adımların dışında neredeyse hiçbir ses yok. Eskiden bu saatlerde çocuklar sokakta oynar, esnaf kepenklerini açmadan önce birbirine selam verirdi. Bugün sadece araç gürültüsü, bir camın kırık sesi ve arada bir uzaktan gelen bir kuş cıvıltısı var.
Sessizlik, yalnızca yokluk değil; insanın farkına vardığı bir zaman ölçüsü. Sokak sessizliği kaybolduğunda, aynı zamanda insanın birbirini görme, tanıma ve paylaşma alışkanlıkları da kayboluyor. Pandemi sonrası toplumsal mesafe sadece fiziksel değildi; duygusal bir mesafe de yarattı. Çarşıda, pazarda veya kahvede artık birbirimize dokunmak, sohbet başlatmak, gülümsemek eskisi kadar kolay değil.
Bazen düşünüyorum, belki de bu sessizliğin nedeni yalnızca modern hayatın hızı değil. İnsanlar artık kendi içlerinde o kadar meşgul ki, başkalarının varlığı sadece bir ekrana, bir bildirim sesi veya uzak bir gürültü kadar uzakta. Sokak sessizliği, aslında toplumsal bir uyarıdır: “Bakın, birbirinizi unuttunuz.”
O yüzden bazen durup o sessizliği dinlemek gerekiyor. Belki bir çocuğun kahkahası, bir esnafın merhaba demesi veya bir kedinin sokaktan geçişi, kaybolan insan temasının küçük ama değerli işaretleri olabilir. Sessizliğe kulak vermek, insanlığı yeniden hatırlamanın ilk adımıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.