Mustafa Nesim Sevinç

Mustafa Nesim Sevinç

Stagflasyon: Mutfağın Sessiz Çığlığı

Stagflasyon: Mutfağın Sessiz Çığlığı

Bir ekonomi bazen ateşli bir hastayı andırır. Nabzı hızlanır, bedeni ağırlaşır. Sokak kalabalıktır ama dükkânlar sessizdir. Raflar doludur ama alışveriş poşetleri hafiftir. İnsanlar çalışır ama ilerleyemez. Çarklar döner gibi görünür ama aslında yerinde sayar.

mustafa-nesim-sevinc.jpg

Bu tablo klasik bir krizden farklıdır. Fiyatlar yükselirken üretim ivmesi zayıflar; umut azalırken maliyet artar. İktisat literatüründe bu tür eşzamanlı baskılar “stagflasyon” olarak tanımlanır. Ancak teknik anlamda tam stagflasyondan söz edebilmek için yüksek enflasyonun yanında belirgin büyüme durgunluğu ve işgücü piyasasında güçlü bir bozulma gerekir.

Bugün Türkiye ekonomisi için daha isabetli ifade şudur:

Makro verilerde pozitif büyüme devam etse de, reel sektör ve hane halkı düzeyinde stagflasyonist baskılar hissedilmektedir.

Klasik öğreti “Talep düşerse fiyat düşer” der. Oysa yapısal maliyetlerin kronikleştiği ekonomilerde bu denklem zayıflar. Enerji, kira, lojistik ve finansman gibi sabit giderlerin hızla arttığı bir ortamda talep zayıflasa bile fiyatlar kolay kolay geri gelmez. Çünkü üretici artık kârı maksimize etmek için değil, varlığını sürdürebilmek için fiyat ayarlaması yapar.

2021’de yaklaşık 8 TL olan dolar kuru 2025 itibarıyla 34–35 TL bandına yerleşmiştir. Enerjide dışa bağımlı bir ekonomi için bu yalnızca bir kur artışı değil, maliyet zincirinin tüm halkalarına yayılan kalıcı bir baskıdır.

2021–2023 döneminde uygulanan düşük faiz politikası kur ve enflasyon kanalıyla maliyetleri yukarı iterken, 2023 sonrası sert faiz artışları finansmana erişimi zorlaştırmıştır. Böylece üretici iki uç arasında sıkışmıştır: Yükselen maliyetler ve pahalı kredi.

Bu tablo, teknik olarak negatif büyüme anlamına gelmeyebilir. Ancak büyümenin kompozisyonu önemlidir. Eğer büyüme büyük ölçüde tüketime dayanıyor, yatırım ve verimlilik artışı sınırlı kalıyorsa; kişi başı refah ve reel gelir artışı aynı hızla gerçekleşmeyebilir.

Tam da bu nedenle makro düzeyde “büyüme var” cümlesi ile mikro düzeyde “hissedilen daralma” aynı anda var olabilir.

Reel sektörde yaşanan sıkışma şu döngüyle ilerler:

Düşen üretim iştahı — maliyet baskısı — zayıflayan talep.

Satış hacimleri geriler.

Stoklar depolarda bekler.

Ancak kira, enerji ve personel giderleri gerilemez.

Resmî işsizlik oranı tek başına tabloyu açıklamaz. Geniş tanımlı işsizlik ve atıl işgücü oranları daha geniş bir kırılganlığa işaret etmektedir. Geliri enflasyon karşısında eriyen haneler tüketimi kısarken, firmalar kâr marjını korumakta zorlanmaktadır.

Bu nedenle bugün yaşanan tabloyu “klasik stagflasyon”dan ziyade,

stagflasyonist bir sıkışma rejimi olarak tanımlamak daha sağlıklı olabilir.

Sorun yalnızca faiz politikasıyla çözülebilecek nitelikte değildir. Faiz artışı enflasyon beklentilerini baskılayabilir; ancak maliyet yapısını dönüştürmez. Kalıcı iyileşme için enerji bağımlılığının azaltılması, verimlilik artışı sağlayacak sanayi yatırımları ve hukuki öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gerekir.

Sermaye yalnızca getiriye değil, öngörülebilirliğe ve kurumsal güvene de bakar.

Bir ekonomi makro olarak büyüyebilir; ancak eğer bu büyüme geniş kesimlerin refahına yansımıyorsa, toplumsal psikolojide daralma yaşanır.

Ekonomi nefes alır ama koşamaz.

Tüketici borcunu öder ama rahatlayamaz.

Sanayici üretir ama genişleyemez.

Bir ülkenin gerçek sağlığı yalnızca büyüme oranıyla değil, gelir dağılımı, satın alma gücü ve güven duygusuyla ölçülür.

Bu nedenle mesele yalnızca rakamsal büyüme değil;

refahın kalitesidir.

Ve unutulmamalıdır:

Ekonominin nabzı faiz oranlarıyla ölçülür;

ama kalp atışı güven ve adaletle düzenli hale gelir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Nesim Sevinç Arşivi
SON YAZILAR