Sözleşmenin Sessiz İnfazı
“İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur.”
Jean-Jacques Rousseau bunu yazdığında belki kralları hedef alıyordu. Ama ironinin en acı tarafı şudur: Bugün zincirler daha görünmez, daha rafine ve daha “demokratik” bir ambalajla sunuluyor. Rousseau’nun hayaleti artık saraylarda değil, seçim sandıkların içinde dolaşıyor.
Çünkü artık kimse size zincir vurduğunu söylemiyor.
Size sadece “oy verdiniz” diyorlar.
Ve mesele tam da burada başlıyor.
Modern iktidarlar “milli irade” dediğinde aslında çoğunluğun anlık tercihini, toplumun uzun vadeli ortak çıkarıymış gibi pazarlıyor. Oysa Rousseau’nun “Genel İrade” dediği şey, sandıktan çıkan sayısal çoğunluk değil; toplumun bütünü için doğru olanın aranmasıdır.
Bugün ise %51, %49’un hayatına müdahale etme lisansı olarak kullanılıyor.
“Bir gece yarısı yayımlanan bir kararnameyle, bir bölgenin kaderinin tek imzayla değiştirilmesi… ya da yerel bir mecliste çoğunluğun oyuyla, o şehirde hiç yaşamayacak olanların bile hayatını etkileyecek kararların alınması…”
Bunlar ‘irade’ olabilir; ama Genel İrade değildir.
Bir ülkede çevreyi tahrip eden bir proje, kısa vadeli kazanç uğruna onaylanıyorsa…
Bu bir tercihtir.
Ama adalet değildir.
“Genel irade her zaman doğruya yönelir; ama herkesin çıkarı her zaman doğru değildir.”
İktidarlar bu farkı bilmez değil.
Ama bilerek bulanıklaştırır.
Sorunun ikinci katmanı daha tehlikelidir:
Yasama ile yürütmenin yer değiştirmesi.
Rousseau’ya göre egemenlik halkındır.
Yasaları halk yapar.
İktidar ise sadece uygular.
Bugün ise tablo tersine dönmüş durumda.
Kararnameler… olağanüstü yetkiler… kapalı kapılar ardında alınan kararlar…
Meclisler artık çoğu yerde bir “onay makinesi.”
Yani yasa artık halkın iradesi değil,
iktidarın tercihi.
Çünkü yasayı yapan da, uygulayan da aynı güçse;
orada hukuk yoktur, sadece keyfilik vardır.
Ama en sinsi mekanizma ekonomi üzerinden kurulur.
“Öyle bir zenginlik olmamalı ki bir kişi başkasını satın alabilsin; öyle bir yoksulluk olmamalı ki bir kişi kendini satmak zorunda kalsın.”
Bugün ne görüyoruz?
Bir tarafta ihale ekonomisiyle büyüyen dar bir zümre…
Diğer tarafta yardımlarla hayatta tutulan geniş kitleler…
Bu düzenin adı refah değil,
bağımlılıktır.
Aç olan insan özgür oy kullanamaz.
Borçlu olan insan özgür düşünemez.
Ve iktidarlar bunu çok iyi bilir.
Temsili demokrasi meselesi başlı başına bir trajedidir.
“İngiliz halkı seçim zamanları dışında özgür değildir.”
Bugün bu cümleyi güncellesek:
Seçim günü “halksınız”…
Ertesi gün “izleyici.”
Dört/Beş yıl boyunca karar süreçlerine dokunamayan bir toplumun özgürlüğü,
aralıklı bir illüzyondan ibarettir.
Ama iyi pazarlanır.
Ve nihayet, en kritik dönüşüm:
Yurttaşın müşteriye indirgenmesi.
Artık devlet bir hak ve hukuk değil,
bir “hizmet sağlayıcı” gibi sunuluyor.
Yol yaptık.
Köprü yaptık.
Hastane yaptık.
Peki, soru şu:
Bunlar sizin hakkınız mı,
yoksa size sunulan bir lütuf mu?
İktidarın istediği cevap belli.
Çünkü yurttaş hak talep eder.
Müşteri ise sadece memnuniyet bildirir.
Peki, bugün bize anlatılan bu “hizmet” hikâyeleri… Gerçekten hayatımızı kolaylaştırmak için mi seçiliyor; yoksa bize yurttaş olduğumuzu unutturmak için mi?
İşin ironik tarafı şu:
Bugünün insanı, Rousseau’nun korktuğu noktayı çoktan geçmiş durumda.
Artık zincirlerinden şikâyet etmiyor.
Hatta onları savunuyor.
Kredi kartı limitiyle özgürlük ölçen,
algı yönetimiyle hakikat kuran,
“bize hizmet ediyorlar” diyerek yetkisini devreden bir toplum…
Artık özgürlük, bilinçli bir sözleşme değil; okumadan işaretlenen bir “Kullanım Koşullarını Kabul Ediyorum” kutucuğuna dönüşmüş durumda.
Rousseau bugün yaşasaydı muhtemelen yeni bir kitap yazardı:
Toplum Sözleşmesi değil,
Toplumun Feshi.
Çünkü gerçek şudur:
Güç hak yaratmaz.
Sadece itaat üretir.
Ve bir iktidar;
• Korkuyla yönetiyorsa
• Yasayı kendine göre eğip büküyorsa
• Ekonomiyi bağımlılık aracına çeviriyorsa
• Halkın iradesini kendi çıkarına tercüme ediyorsa
Orada artık devlet yoktur.
Sadece iyi organize edilmiş bir güç birliği vardır.
Sözleşme imzayla değil, adaletle yaşar.
Adalet yoksa o sözleşme çoktan yırtılmıştır.
Toplum Sözleşmesi, J. J. Rousseau, Çeviren Vedat Günyol, Türkiye İş Bankası Yayınları 2019
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.