Mustafa Nesim Sevinç

Mustafa Nesim Sevinç

Cellat Artık Cübbe Giyiyor

Cellat Artık Cübbe Giyiyor

mustafa-nesim-sevinc.jpg

Victor Hugo, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nde kalemini bir neşter gibi kullanır. Derdi, yalnızca sönmekte olan bir hayat değildir; iktidarın, bir insanın varlığı üzerinde kurduğu mutlak tahakkümün anatomisini çıkarmaktır. Hugo’nun şu cümlesi hâlâ bir yaradır: “İktidar, bir insanın hayatını sonlandırma hakkını kendinde gördüğü anda, insanlıktan çıkar.”

19. yüzyılda bu “insanlıktan çıkış” giyotinle olurdu. Bugün ise daha steril, daha sessiz, daha hukuki bir biçime büründü. Cellat artık beyaz önlük giymez; cübbe giyer. İpi boyna değil, dosyaya geçirir. Kan görünmez; ama nefes kesilir.

Artık darağaçlarına çoğu zaman ihtiyaç yok. Modern iktidarlar bireyi yok etmek yerine onu “hukuki bir hayalete” dönüştürmeyi tercih ediyor. Yaşayan ama var olmayan, konuşan ama duyulmayan, yürüyen ama ilerlemeyen bir varlık. Bir tür sivil ölüm. Görünmez bir giyotin, her gün biraz daha aşağı inerken kimse celladın varlığını inkâr edemez, ama kimse onunla yüzleşmek zorunda da kalmaz.

İran’da itirazın sesi, kutsal bir kisveye sarılmış urganla kesilir.

Rusya’da, Navalny örneğinde gördüğümüz gibi, yargı bir hak arama kapısı değil, muhaliflerin fiziksel ve hukuki tasfiyesinin istasyonu hâline getirilir.

Çin’de ise “sosyal kredi sistemi” adı altında, insanın nefesi bile dijital bir fişleme makinesinin dişlileri arasında ölçülür, tartılır, notlanır.

Hugo’nun “Yasalar, insan eliyle yapılır ve insan hata yapmaya mahkûmdur” sözü burada başka bir anlam kazanır. Çünkü artık karşımızda bir hata değil, bilinçli bir tercih vardır. Hukuk, adalet üretmekten çok; disiplin, korku ve itaat üretmek üzere yeniden tasarlanmıştır. Yasa, insanı koruyan bir çatı olmaktan çıkıp insanın üzerine çöken bir betonarme katman hâline gelmiştir.

Kendi ufkumuza döndüğümüzde, bu küresel manzaranın daha trajikomik bir versiyonu belirir. “Tarafsızlık” tabelasının asılı olduğu binalardan çoğu zaman yalnızca gücün yankısı duyulur. Anayasa Mahkemesi kararlarının tavsiye niteliğine indirgenmesi, gazetecilerin, akademisyenlerin, seçilmişlerin yıllarının “dosya aralarında” eritilmesi, hukukun bir adalet terazisi olmaktan çıkıp bir turnikeye dönüştüğünü gösterir.

Kimlerin geçebileceğini, kimlerin takılı kalacağını ölçen bir turnike.

Burada amaç suçluyu cezalandırmak değildir. Amaç, Hugo’nun dediği gibi, “şatafatın ardındaki gerçek yüzü saklamak” ve zihni ilhak etmektir. Adalet artık hak dağıtmaz; haddini bildirir. Dosya bir delil değil, bir uyarı mektubudur.

Sofralar daralırken ekranlarda büyüyen o şatafatlı masallar, iktidarın en eski numarasını tekrar eder: Gerçeği altın varakla kaplamak. Halk hayat pahalılığıyla boğuşurken “şahlanan ekonomi” masalları anlatılır. Bu tablo, buzdağına çarpmış bir gemide orkestranın sesini biraz daha yükselterek çalmaya devam etmesine benzer. Gemi batmaktadır; ama müzik, gerçeği bir süreliğine örtmeye yarar.

Hugo’nun ifadesiyle: “Şatafat, iktidarın gerçek yüzünü saklamak için kullandığı bir peçedir.”

Fakat bu hastalık yalnızca iktidarlara özgü değildir. Ona talip olanlar da aynı virüsü taşır. Dün “adalet” diye haykıranların, koltuk ihtimali belirince birdenbire “devlet ciddiyeti” keşfetmesi tesadüf değildir. Protokol, makam aracı, koruma ordusu ve ağır pozlar, eleştirilen düzenin karbon kopyasını üretir.

Hugo’nun uyarısı burada yankılanır: “Zincirlerini kırmak için yola çıkanlar, çoğu zaman yeni zincirler örer.”

Koltukların kumaşı değişir, ama oturuş biçimi aynı kalırsa sadece dekor yenilenmiştir.

İşte tam bu noktada celladın değişen çehresi daha net görünür.

Artık cellat tek bir kişi değildir. O bir sistemdir. Bir refleksler zinciridir. Bir bürokratik koreografidir. Kimse öldürdüğünü söylemez; herkes “süreci işletiyorum” der. Ve ölüm, karar imzalarından, veri tabanlarından, duruşma salonlarından sızarak gelir.

Hugo’nun mahkûmu yalnızca ölümü beklemez; insanlığın yüzleşmesini ister. “Ölüm bir hiçlik değildir; onurlu bir direniş, bir teslimiyetten bin kat daha güçlüdür.”

Bugün sokakta, mahkemede, bir yazının satır aralarında hakikati savunan herkes, o mahkûmun fısıltısını taşır. Görünmez giyotinin ipini elinde tutanlara karşı, insan onurunun hâlâ bütünüyle teslim alınmadığını hatırlatır.

İktidarlar değişir. Partiler eskir. Nutuklar solar. Ama görünmez giyotin aynı yerde durur; yalnızca form değiştirir.

Bugün onu alkışlayanlar, yarın onun gölgesinde bekleyebilir.

Bugün onu kullananlar, yarın onun altına çağrılabilir.

Ve belki de asıl mesele şudur:

Bu düzen, yalnızca zorla değil, alışkanlıkla ayakta durur.

Sadece korkuyla değil, konforla beslenir.

Sadece iktidarlarla değil, sessizlikle tamamlanır.

Hugo’nun bıraktığı vasiyet burada başlar:

Cellat değişebilir. Giyotin görünmez olabilir. Yasa masum bir dil kullanabilir.
Ama vicdan, gece nöbetini terk ettiği an, insanlık gerçekten idam sehpasına çıkar.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, Victor Hugo, Çeviren Volkan Yalçıntoklu, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2013

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Nesim Sevinç Arşivi
SON YAZILAR