Mustafa Nesim Sevinç

Mustafa Nesim Sevinç

Zihin Özel Mülkiyettir!

Zihin Özel Mülkiyettir!

Uslu dur, sesini çıkarma, fazla soru sorma!” diyen bir dünyada büyüdük.

Ama asıl “akıllı” olanın; sorgulayan, kafası karışan, hayatı didik didik eden ve “Neden?” diye direten zihinler olduğunu söylemek hâlâ birçoklarını rahatsız ediyor. Çünkü gerçek zekâ, verilen cevaplarla değil; sorulan soruların cesaretiyle ölçülür.

Bugün gelin, “düşünmek yasak” diyen görünmez barikatlara inat, zihnimizin paslı kilitlerini biraz zorlayalım.

Bir çocuğa “Ne kadar akıllı!” dendiğinde çoğu insanın zihninde beliren portre şudur: Sessiz, kıpırdamadan oturan, soru sormayan, sadece verilen komutları yerine getiren bir uysal kadavra.

Yani yaşayan ama düşünmeyen bir beden.
Bu tanım zamanla neredeyse bir evcil hayvan betimlemesine dönüşmüştür:

“Mama kabını devirmiyor, misafir gelince havlamıyor, tırnaklarını kendi kesiyor.”

Oysa beş yaşındaki bir çocuk dünya hakkında merak etmeyi bıraktıysa, içine sistemin o gri ve ruhsuz “küçük memuru” çoktan yerleşmiş demektir.

Biz çocuklara düşünmeyi öğretmek yerine, neyi düşüneceklerini öğretiyoruz.

Zihinlerini özgür bırakmak yerine, onları Wi-Fi bağlantısı kopmuş cihazlara çeviriyoruz.

Çocuğun eline boya kalemlerini veriyoruz ama diyoruz ki:

“Sadece ev resmi yapacaksın. Çatısı kırmızı, duvarı sarı, bahçesinde çiçek olacak. Başka bir şey çizersen seni psikoloğa götürürüz.”

İşte modern disiplin budur:

Hayal gücünü hastalık, merakı arıza, sorgulamayı sorun olarak görmek.

Picasso bugün doğsaydı, o kalıplara sığmayan dehası muhtemelen “yerinde duramıyor” gerekçesiyle bir etiketle susturulmaya çalışılırdı. Meraklı bir zihin, günümüz düzeninde çoğu zaman tedavi edilmesi gereken bir “bozukluk” muamelesi görüyor.

Çünkü düşünmek tehlikelidir.

Düşünen insan uyum sağlamaz, itiraz eder.

Ve burada temel meseleye geliyoruz:

Zihin, bireyin devredilemez, kiralanamaz, miras bırakılamaz tek özel mülkiyetidir.

Başka her şey elinden alınabilir: ev, iş, itibar, hatta özgürlük.

Ama zihnini teslim ettiğin an, artık geriye sen kalmaz.

Bana ne yapacağımı söyleyebilirsiniz.

Ama ne düşüneceğime karışamazsınız.

O alan bana aittir.

Jean-Paul Sartre bu yüzden şunu söyler:

“Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir; düşünememesidir.”

Yani asıl felaket, konuşamamak değil; düşünememektir.

Zihnin içine bir susturucu takılmasıdır bu.

Kölelik sadece boyundaki zincir değil, kafandaki görünmez susturucudur.

İnsan kafasında fikir yerine cızırtı varsa, o artık düşünmüyordur.

Televizyonun yankısı, sosyal medyanın artçı sesi, başkasının cümleleri dolaşıyordur zihninde.

William James bunu çok yalın söyler:

“Çoğu insan düşündüğünü zanneder; oysa yaptığı şey, önyargılarını yeniden düzenlemektir.”

Yani fikir üretmez; eski fikri cilalar, parlatır, tekrar paketler.

Carl Gustav Jung ise daha serttir:

“Düşünmek çok zordur; bu yüzden çoğu insan yargılamayı seçer.”

Çünkü düşünmek emek ister.

Kendi fikrinle kavga etmeyi, kendi konforunu bozmaya cesaret etmeyi gerektirir.

Ve işte tam burada sistem devreye girer.

Düşünmek zor olduğu için, düşünmeyen kitle daha kolay yönetilir.

Uysal kadavralar kalabalığı, itiraz eden azınlıktan her zaman daha güvenlidir iktidar için.

Bu yüzden bizden uslu olmamız istenir.

Sessiz olmamız, uyumlu olmamız, fazla soru sormamamız…

Ama biz uslu çocuklar değil, özgür zihinler yetiştirmek zorundayız.

Sınırları değil, fikirleri tartışan,

Soru soranı “sorunlu” değil, “tehlikeli derecede canlı” gören,

Merak eden çocuğa “deli mi bu?” değil,

“Acaba bir filozof mu doğuyor?” diye bakan bir toplum gerekir.

Düşünmek yasak değil.

Ama düşünmek zahmetlidir.

Cesaret ister.

Ve biz bu zahmeti göze almazsak,

Kolaycılar kazanır.

Kolaycıların dünyasında en rahat edenler;

Kafasını kullanmayı reddeden kitleleri yönetenlerdir.

Geriye kalanlar ise hâlâ

“Uslu çocuk diplomasını”

duvara asıp onunla övünmekle meşguldür.

screenshot-3.png

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Nesim Sevinç Arşivi
SON YAZILAR