Selim Kaplan

Selim Kaplan

Yeni bir kutlu yenilgi tesellisine doğru

Yeni bir kutlu yenilgi tesellisine doğru

Tarihin o dönemdeki iki büyük Müslüman devletin, ordularının karşı karşıya gelip, top ve tüfekle donanımlı, savaş teknolojisi güçlü olan, Osmanlı Ordusunun galip gelmesinin üzerinden beş yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, etkilerinin hala yaşanıyor olması ilginç değil midir?

Safevi(İran) tahtına geçtikten sonra, devletinin politikasını Şialık felsefesini yaymak üzerine kuran ve bu çerçevede Anadolu şehirlerini ele geçirmek siyasetini güden Şah İsmail ile dönemin Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in orduları karşı karşıya gelmiştir.

1514 yılında, günümüzdeki İran sınırları içinde kalan Çaldıran ovasında, karşı karşıya gelen Osmanlı ve Safevi devletleri ordularının savaşından, Osmanlı Ordusu galip çıkmış ve Safevi Hükümdarı yaralı bir şekilde, kılık değiştirerek savaş alanından kaçmıştır!

Günümüzün İran yönetimi ise, İslam İnkılabının 40. Yıldönümü kutlamalarının yapıldığı 2019 yılında; beş yüz yıl önceki Çaldıran yenilgisini, “Çaldıran Savaşı Destanını Kutlamak” başlığı altında kutlamıştır. Bu kutlamalarda, Çaldıran Savaşı’ndan sonra, İran’da Kızılbaş etkisinin kalktığı, yerine İran’da Avrupai bir sisteme dayanan güçlü bir yapı oluştuğu ile övünülmüştür.

Kutlamalarda ayrıca, İranlı savaşçıların Çaldıran Savaşındaki cesaretleri övülerek, “Politikacılarımız hata yaparsa hataları kendi sicillerine yazılır. Biz İran halkı olarak her zaman ülkemizi korumak için ayağa kalktık” vurgusu ile Çaldıran yenilgisinin, kutsal vatanseverlik duygularının oluşmasına etkisi vurgulanmıştır.

Ve hatta Çaldıran savaşını tasvir eden ve İsfahan’da bulunan, aşağıda görüntüsünü paylaştığımız Freskte de, savaşı kaybeden Safevi askerlerinin Osmanlı askerlerini ezerek zafer kazandığı yalanı ile savaş alanından yenilerek kaçan Şah İsmail’i güçlü, savaşın galibi Yavuz Sultan Selim’in sıradan ifade edildiği görülmektedir!

Günümüzün İran yönetiminin, “Kutlu Yenilgi” olarak isimlendirdiği beş yüz yıl önceki Çaldıran yenilgisi, 1980-1988 yılları arasında yaşanan Irak- İran savaşı ile Suriye-Lübnan-Filistin’indeki İrani güçlerin İsrail’e karşı vekâlet savaşlarında da, İran halkı ve askerlerini motive etmek için kullanılmıştır.

Bir yandan, Çaldıran yenilgisinin İran’da Avrupai bir ulus yarattığını ifade eden günümüzün İran Yönetimi, diğer yandan, Çaldıran Savaşında öldürülen Safevi askerlerin ölümünü, İslam Peygamberi ’nin torunu Hz. Hüseyin’in Sunni Emevi askerleri tarafından şehit edilmesi ile özdeşleştirerek, Şii-Sünni ayrışımını canlı tutup, Şia felsefesini yayma politikası gütmüştür!

İran rejimi tarafından, halkına bir zafer edasında pazarlanan Çaldıran Savaşı yenilgisi ile ilgili, tarihin öğretilerine baktığımızda, savaşın sonraki beş yüz yılında, coğrafyamızdaki kalıcı etkilerini şöyle özetlemek mümkündür!

- Şia felsefesi İran ve yakın coğrafyasına sıkışmıştır.

- Safevi Devleti hâkimiyetinde olmalarına rağmen, gönüllü olarak Çaldıran Savaşında Osmanlı Devleti’nin yanında yer alan 16 Kürt Beyliği, savaş sonrasında, Osmanlı idaresinde özerk yönetime kavuşmuştur.

- Kürt beyliklerinin bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasının gönüllü olarak Osmanlı idaresine bağlanmasıyla, Osmanlı Devleti Irak, Suriye, Mısır ve başta Hicaz olmak üzere, günümüz Arap coğrafyası yönünde kolaylıkla genişleyebilmiştir.

Şah İsmail’in hatalı siyasetiyle Çaldıran hezimetini yaşayan İran, tarihten ders almamış olacak ki, 1979’daki Molla devriminin Şia felsefesini yayma siyasetinden dolayı, beş yüz yıl sonra yeni bir yanlışla devletini iflas noktasına getirmiş ve nihayetinde ABD ve İsrail’in saldırısıyla, yeni bir Çaldıran hezimeti yaşamanın arifesindedir.

Bu hezimeti hazırlayan temel neden, rejimin ihracı siyasetiyle uzaklara yönelen İran yönetiminin, zamanla halkının desteğini kaybetmesidir. 2024 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, halkın seçime katılma oranının ülke genelinde % 39, Tahran eyaletinde % 33 olması halkın rejime olan inancının zayıf olduğunun göstergesidir.

Kendi ülkesinde, rejimlerinin halkın desteğini kaybettiğini ve yaşanacak tehlikeyi gören İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da, İlk yurt dışı gezisinde, ABD’deki vatandaşlarıyla bir araya geldiğinde ”Eğer ülkede bir olay olsa Azerbaycan kendi başına ülke olur, Kürdistan kendi başına devlet olur, Huzistan başka, Belucistan başka, yani artık İran kalmaz” ifadeleri ile ülkesinin istikbaline ilişkin endişelerini dile getirmiştir.

Sayın Pezeşkiyan’ın endişesi bugün yaşanmaktadır!

Halkın desteğini kaybetmiş rejimlerin, emperyal devletlerin hedefi olacağı veya iç isyanlar yaşayacaklarından dolayı, varlıklarını devam ettirmelerinin mümkün olmadığına, yakın tarihimizde Irak ve Suriye’de, doksanlı yıllarda ise Sovyetler Birliği İmparatorluğu’nun dağılmasında da şahit olmuştuk!

Ülkesinin geliri petrol ve doğalgaza endeksli olmasına rağmen, halkının enerji ve ekonomik sorunlar yaşadığı İran’da, etnik azınlıkların şikâyetleri olsa da, halkın çoğunluğunun ulusal parçalanmaya yol açacak senaryolardan uzak olduğu gözlenmektedir.

Rejime karşı çıkan ve rejimi devirmek için yabancı askeri müdahale isteyen İranlılar bile, devletin tamamen çökmesini ve ardından gelebilecek kaosu görmek istemiyor!

Bir ülkede, sistemin değişmesini istemekle, ülkenin parçalanmasını istemek arasındaki farkı, okuyucularımızın takdirlerine sunuyorum!

Çaldıran Savaşı’ndaki yenilgiye “Kutlu Yenilgi(!)” tesellisi ile sarınan İran’ın, ABD ve İsrail’in teknolojik üstünlükle yaptığı insanlık dışı saldırılarılarla, yeni bir kutlu yenilgi yaşayabileceği görünüyor olsa da, İran halkı ve coğrafyamızın selameti açısından, İran Devleti’nin bütünlüğünü koruması temennimiz ve temel arzumuzdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selim Kaplan Arşivi
SON YAZILAR