Adresini Kaybeden Şehirler
Bir zamanlar şehirleri tanımak için navigasyona ihtiyaç yoktu. Çünkü her sokağın, her dükkânın ve her köşenin bir hikâyesi vardı.
“Eski çınarın karşısı”, “terzinin yanı”, “sarı evin sokağı”, “taş çeşmenin arkası”…
Bunlar yalnızca adres tarifleri değildi; bir şehrin hafızasıydı.
Bugün ise adresler koordinatlara dönüştü. Telefon ekranında beliren mavi nokta bizi istediğimiz yere götürüyor ama geçtiğimiz sokakların adını bile bilmiyoruz. Navigasyon kapanınca çoğumuz geldiğimiz yolu tarif edemiyoruz.
Asıl kayıp ise burada başlıyor.
Şehirler büyüyor ama hafızaları küçülüyor. Mahalle bakkalının yerini zincir marketler, eski sinemaların yerini alışveriş merkezleri, mahalle kahvelerinin yerini birbirinin aynısı kafeler alıyor. Bir şehir diğerine benzemeye başladığında, kimliğini de yavaş yavaş kaybediyor.
Oysa bir şehri şehir yapan yalnızca yolları değildir. Onu özel kılan; yıllardır aynı köşede simit satan amca, her sabah kepengini aynı saatte açan kitapçı, çocukların top oynadığı boş arsa ve herkesin adını bildiği küçük esnaftır.
Bir bina yıkıldığında yerine yenisi yapılabilir. Ama o binanın önünde yaşanan anılar yeniden inşa edilemez.
Belki de bu yüzden çocukluğumuzun geçtiği mahalleye yıllar sonra gittiğimizde tarif edemediğimiz bir eksiklik hissederiz. Sokak aynı sokaktır ama bize ait olan izler silinmiştir.
Gelişmek elbette gereklidir. Yeni yollar, yeni yapılar, yeni yaşam alanları şehirlerin doğal dönüşümüdür. Ancak gelişmek, geçmişi tamamen silmek anlamına gelmemelidir. Çünkü hafızasını kaybeden şehirler, insanlarına da aidiyet duygusu veremez.
Bir gün telefonlarımızın şarjı bitebilir. İnternet kesilebilir. Navigasyon çalışmayabilir. O zaman yolu bize yine insanlar tarif edecektir.
Belki de şehirleri yeniden tanımaya, sokak isimlerini ezberlemeye, köşe başındaki esnafa selam vermeye ve yaşadığımız yerin hikâyesini öğrenmeye ihtiyacımız var.
Çünkü bir şehri haritalar değil, hatıralar yaşatır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.