Selim Kaplan

Selim Kaplan

Aydınların aydınlatamadığı halkı soytarılar aldatır

Aydınların aydınlatamadığı halkı soytarılar aldatır

“…Bir kalem susar, yerini bir başkası alır. Bu kalemler tükenmez. Ne, kelepçeler, ne demir kapılar, ne iddianameler ve ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları, bu kalemleri korkutamadı, bundan sonra da korkutamaz”

Kırk yıl önceki bir yazısında, her türlü baskıya rağmen, yazarların kalemlerinin susturulamayacağını ifade eden, Uğur Mumcu’ya aittir paylaştığımız ifadeler.

Son haftasına girdiğimiz Ocak ayı, Cumhuriyet Türkiye’sinde, muhtelif baskılara rağmen susturulamadığından, suikastlar sonucu yaşamlarını kaybeden Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Musa Anter gibi yetmiş altı gazeteciden, dört kalemin aramızdan ayrıldığı ay olup, 24-31 Ocak tarihleri arası da Adalet ve Demokrasi Haftası adıyla anılır.

Geçmiş yıllarda bu ayda kaybettiğimiz değerlerimiz:

- 8 Ocak 1996’da Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe, kolluk birimleri tarafından gözaltına alındıktan sonra, “düşüp başını yere vurdu” denilip ölmüştü.

- Kendisini “ürkek bir güvercin ”olarak ifade eden, Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni ve Birgün Gazetesi yazarı Hrant Dink, yönetmeni olduğu gazetenin binasının önünde, 19 Ocak 2007 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti.

- Karlı bir Ankara sabahının yaşandığı 24 Ocak 1993 günü, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, arabasına konan bombanın patlamasıyla, yaşamını kaybetmişti.

- Hukukçu ve yazar Muammer Aksoy ise 31 Ocak 1990 günü, evinin önünde kurşunlanarak öldürülmüştü.

Bu kayıpların can acıtan ortak yanı; toplumu bilgilendiren ve aydınlatan kalemlerin, katledilmeleri olaylarının, olması gereken hukuki karşılığı bulmamış olması, faillerinin ya bulunamamış, ya da bulunanların da zülfü yâre dokunmayacak cezalarla kurtulmuş olmalarıdır.

Türkiye’de Adalet ve İçişleri Bakanlığı da yapan Sayın Mehmet Ağar, Uğur Mumcu’nun bomba ile öldürülmesi konusunda, Mumcu’nun Eşi ’ne yaptığı değerlendirmede; “Öyle bir iş ki, bir duvar gibi… Ben buradan bir tuğla çekersem (yani cinayetin sorumlularını açıklarsam) devlet aşağı çöker!” deyimiyle de, gazeteci cinayetlerinin örtbas edildiğini doğrulamıştı!

Fikri ve inancı ne olursa olsun, ülkenin yetiştirdiği aydın bir insanın arabasına bomba konarak öldürülmesi açığa çıkarılmayıp, failleri yasalara göre cezalandırılamıyorsa, toplum yaşamını düzenleyen yasalar askıya alınmış ve onları uygulamaktan sorumlu devlet görevlileri de görevlerini yapmamış demektir. Hal böyle ise, devlet zaten çökmüş demektir.

Tarih ve Sayın Ağar “Silahlar konuşunca yasalar susar” diyen, Nazi casusu Çiçero’yu haklı çıkarmıştı. Güya, Devlet-i Ali(yüce devlet)ye’nin yüce menfaatlerini korumak için, memleketin değerli kalemleri silah kullanılarak katledilmiş ve yargı susmuştu.

Yan masadan baktık dünyaya hep/ Ondandır her maviyi gökyüzü zannetmemiz… Mısraları ile ne güzel ifade etmiş şair (Aydın Zeyfeoğlu), her idarenin kendi doğrularını, topluma en doğru olarak enjekte ettiğini!

Cumhuriyet’in ilk yılları doğrularının, 1950’li yıllarda değiştirilmesi, ülkenin iki bakanı ve başbakanının idam edildiği 1960 darbesiyle cezalandırılmıştı. 1961 Anayasasının doğruları ile kurulan devlet te, 12 Eylül 1980 darbesi ile çok şiddetli cezalandırılmıştı.

Bu cezalandırılmada; 650 bin kişi gözaltına alındı, idam cezası verilen 517 kişiden 50’si idam edildi. Gazetecilere toplamda, 3 bin yıldan fazla hapis cezası verildi.14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi "siyasi mülteci" olarak yurt dışına kaçtı. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 171 kişinin "işkenceden öldüğü" belgelendi, Cezaevlerinde toplam 299 kişi öldü ve daha nice acılar!

1980 darbesiyle bu cezalandırmaları yapan liderler, 2014 yılında sonuçlanan yargılamayla, Devletin aleyhine, darbe yapmak suçlaması ile müebbet hapis cezasıyla cezalandırılarak, orgenerallik rütbeleri er seviyesine indirildi.

Bu liderlere dava açan savcılarla, yargılayıp ceza veren hâkimler de, 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan, Fethullahçı Terör Örgütü üyesi oldukları gerekçesi ile meslekten ihraç edilip, yargılanarak, bir kısmı mahküm edildi.

1982 Anayasası ile kurulan parlamenter devlet sistemi de, toplumsal travmanın yaşandığı, 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü bahane edilerek, “verin yetkiyi görün etkiyi” sloganıyla, yapılan anayasa değişikliği ile günümüzdeki başkanlık sistemine dönüştürüldü.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, her devrin mavisinin gökyüzü zannedildiği ülkemizde, günümüzün doğruları da, gelecekte nasıl değerlendirilir bilinmez!

Amma bilinen şu ki, biz yüzyıldır birbirimizle uğraşırken, dış dünyamızda yaşanılan olaylar, emperyal ülkelerin 21’nci yüzyıldaki işgal stratejilerinin, önceki yüzyıllardan çok farklı olduğunu göstermiştir. Irak, Libya, Venezuela, Suriye ve Gazze’de canlı canlı şahit olduğumuz örneklerin anlattığı da budur.

Bu emperyal işgallerde, önceki yüzyıllardan farklı olan ortak husus; dünya insanlarının, işgalin → operasyon, şiddetin → güvenlik, hukuksuzluğun → zorunluluk olduğuna inandırılıp, silahların konuşturulması meşrulaştırılarak, uluslararası hukuk ve insani yasaların askıya alınmasıdır.

Bu şekilde örneklerini yaşadığımız, günümüz dünya düzeninde, hiçbir ülkenin, artık bana bir şey olmaz deme lüksü yoktur!

Bundan dolayıdır ki, Ülkemizin ortak değerleri olup, insanımızın huzuru ve refahı için yol gösterici olan; her inançta, ırkta ve siyasal görüşteki vatandaşlarımızın değerli kalemlerine, aydınlarına sahip çıkarak, onları kişisel menfaatler uğruna karanlığa mahküm etmemek çok ama çok önemlidir!

Bu önemi; değerli bir aydınımız, yazar ve sosyolog Cemil Meriç’in, "Aydınların aydınlatamadığı halkı, soytarılar aldatır” sözünden daha iyi ifade etmek mümkün müdür?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selim Kaplan Arşivi
SON YAZILAR