Bêjdar Ro Amed

Bêjdar Ro Amed

BURCU’NUN SESSİZ DERSİ

BURCU’NUN SESSİZ DERSİ

Toprağın ve Güneşin Fısıldadığı

Burcu, okuldan çıktığında ellerini toprağa bastığında, güneşin yüzünü okşayan ışıkları hissettiğinde, hafif bir rüzgâr alnına vurduğunda dünya sessizleşiyordu. Bu sessizlik kısa ve kırılgandı ama yeterliydi; zihnindeki gürültü, dedikodular, beklentiler ve karmaşık düşünceler bir anlığına duruyordu. Çocukların saf bakışları, içlerindeki merak ve hayretle dolu gözleri, Burcu’nun içindeki dinginlikle birleşiyor, yaşamın yalınlığını görünür kılıyordu. Her nefes, her dokunuş ona huzur ve neşe bütünlüğü sunuyordu. Burcu, bu anlarda hem çocukların hem kendi içsel yalınlığının farkına varıyor, yaşamın en basit anlarından bile büyük bir bütünlüğü okuyordu.

Sessizliğin İlk Dokunuşu

Burcu, sınıfın kapısını kapatıp öğrencilere gülümsediğinde, günün telaşıyla birlikte kendi zihninin gürültüsünü de yanına alırdı. Ders başlamadan önce birkaç derin nefes alır, sessizliği yakalamaya çalışırdı. Sessizlik, onun için sadece bir boşluk değil; gerçeğe açılan küçük bir kapıydı. O kapı, hayatın karmaşasında, aile, iş ve paylaşım anlarında kaybolan farkındalığına ulaşmasını sağlıyordu. Küçük bir sessizlikte, Burcu sadece nefes almayı değil, yaşamın küçük detaylarını da görmeyi öğreniyordu; yaprakların rüzgârla sallanışını, güneşin toprağı okşayan ısısını, bir kuşun sessizliği bozan hafif cıvıltısını.

Zihnin Gürültüsüne Karşı

Fakat bu sessizlik anları kısa ömürlüydü. Günlük hayatın çarkları dönmeye devam ediyordu. Sınıfta öğretmenlerle bir araya geldiğinde, dedikodular, küçük çekişmeler ve görünmez rekabetlere rastladığında, zihnini yeniden sarıyor, sessizlik tekrar kayboluyordu. Burcu, öğrencilerine eşlik ederken, onların zihnindeki yabancılaşmayı fark eder; ama kendi zihninin de onlardan farklı olmadığını, hatta aynı gürültüyle dolu olduğunu çoğu zaman fark etmezdi. Bu farkındalık, onu hem rahatlatıyor hem de tedirgin ediyordu; çünkü Burcu, kendi içsel karmaşasının da farkında olmadan, yaşamın karmaşasına kapıldığını görebiliyordu.

Ağacın Yanında İnce Duyular

Bir ağaca yaslandığında, dalların arasından süzülen güneş ışığıyla dolarken, Burcu’nun kalbinde bir hassas huzur yükseliyordu. Bu sessizlikte, okulda öğretmenler arasında dolaşan sözler ve güç çekişmeleri yoktu; yalnızca yaşam vardı, yalın ve saf. Burcu, toprağa bastığında hafif bir titreşim hissediyor, rüzgarın tenine dokunuşunu yavaş yavaş algılıyor, her anın içinde küçük ama gerçek bir farkındalık oluşturuyordu. Ancak küçük sessizlikler arasında bile, Burcu içinde acı ve tedirginlik gibi duygular hissedebiliyordu. Bu duygular öfkeye dönüşmeden önce bir uyarı gibi, ince ve kırılgan; yaşamın karmaşasıyla karşılaştığında yeniden yüklenebilecek bir hafıza gibi.

Küçük Sessizlikler ve Hassas Farkındalıklar

Burcu’nun gerçek keşfi, bu küçük sessizlik anlarında ortaya çıkıyordu. Toprağa dokunduğunda, bir ağacın gölgesinde durduğunda, güneşi soluduğunda, yalnızca bedenini değil, zihninin derinliklerini de hissetmeye başlardı. Her bir yaprak, her bir rüzgar, her bir ışık hüzmesi ona şunu hatırlatıyordu: Gerçeklik, yalnızca gürültünün arasında kaybolmaz; sessizliğin içinde de bulunabilir. Burcu, bu küçük sessizliklerde öğrencilerin ve kendi içsel dünyasının en saf hallerine dokunuyor, yaşamın yalınlığını kısa süreliğine de olsa yaşayabiliyordu.

Hayatın İçine Daldığında

Fakat hayatın içine adım attığında, aile yaşamı, iş sorumlulukları, sosyal etkileşimler gibi karmaşalar yeniden gelirdi. Burcu, öğrencileriyle olduğu kadar kendi hayatıyla da bu gürültünün içinde kaybolurdu. Sessizlik, yalnızca kısa bir molaydı; her seferinde, yeniden o küçük farkındalık anını yakalamak zorunda kalırdı. Hayatın içinde Burcu, hem gözlemci hem de etkilenmiş olarak, küçük sessizliklerin değerini daha iyi anlıyor, her kaybolan anın ardından yeniden o sessizliğe ulaşmak için sabırlı oluyordu.

Yabancılaşmanın İzleri

Burcu, öğrencilerinin gözlerinde ve kendi zihninde küçük bir yabancılaşma fark etti. Çocuklar, kendi dünyalarının içine kapanırken, bir şeyleri görmek isteseler de, sınıfın gürültüsü ve toplumsal baskılar onları geri çekiyordu. Burcu da aynı şekilde, ne kadar iyi eşlik etse, ne kadar içten öğretse de, bu yabancılaşmadan tamamen kaçamıyordu. Ancak küçük sessizlik anları, hem onun hem de çocukların gözlerini açıyor, gerçeğe kısa süreliğine de olsa dokunmalarını sağlıyordu.

Gürültünün İçine Dönüş

Ama yaşamın içine adım attığında, her şey yeniden karmaşıklaşıyordu. Sınıfta öğretmenler bir araya geldiğinde görünmez bir çember oluşuyor, dedikodular, hiyerarşi ve küçük güç mücadeleleri Burcu’nun zihnini yeniden sarıyordu. Çocukların saflığı bir yana, onların öğrendikleri karmaşık davranışlar ve beklentiler gözlerinin önünde birbirine karışıyordu. Burcu, küçük sessizlik anları dışında bu gürültünün içinden çıkamıyordu; acı, tedirginlik ve hassasiyetin öfkeli hâli, küçük ve kırılgan ama kendine özgü bir biçimde hissediliyordu.

Sessizliğin İnce Kapıları

Yine de, okulun dışında, ağaçların yanında durduğunda, toprağa ellerini bastığında, güneşin ışığını soluduğunda küçük sessizlik pencereleri açılıyordu. İşte o anlarda, hem çocuklarda hem kendisinde yaşamın yalınlığı görünüyordu. Sessizlik kısa ama etkiliydi; yaşamın karmaşasında kaybolan saflık, bu küçük anlarda bir kez daha fark ediliyordu. Acı ve tedirginlik, hassasiyetin öfkeli hâli küçük ve kırılgan, ama Burcu bu duygularla kendi içsel farkındalığını güçlendiriyordu.

Karmaşanın Gölgesinde

Fakat sınıf kapısı açıldığında, ailelerin yanına gittiklerinde veya yaşamın diğer zorlayıcı anlarına daldıklarında, sessizlik kayboluyor, karmaşa geri geliyordu. Burcu, farkındalığına rağmen bu gürültüyle mücadele ediyor, çocukların ve kendi içindeki saflığın çoğu zaman gölgede kaldığını görüyordu. Acı ve hassasiyetin yarattığı öfkeli hâl, küçük sessizliklerden sonra bile yeniden yüzeye çıkabiliyordu.

Sessizliğin Zarafeti

Burcu’nun sessiz dersleri, öğretmenlikten çok daha fazlasını içeriyordu: yaşamı anlamak, saflığı ve yalınlığı görmek, insanın kendi içsel karmaşasını fark etmek. Her sessizlik anı, hayatın karmaşası karşısında küçük bir ışık, bir nefes, bir huzur ve sevgi bütünlüğü sunuyordu. Acı, tedirginlik ve hassasiyetin öfkeli hâli, küçük sessizliklerle yumuşuyor, zarif bir farkındalık yaratıyordu. Bu farkındalık, hem kendi zihninde hem çocukların gözlerinde yaşamın yalınlığını yeniden ortaya çıkarıyordu.

Hayatın Gürültüsü ve Sessizlik

Ve kısa sessizlik anları, Burcu’nun içinde büyüyen bir bilgelik haline geliyordu. Bu bilgelik, sessizliği yaşamın bir parçası hâline getiriyor, küçük ama gerçek bir farkındalık yaratıyordu. Sessizlik kısa ve kırılgandı; yaşamın karmaşası ise sürekli. Ancak bu farkındalık, her gün yeniden görünür kılıyor ve Burcu’ya hem kendini hem de çocukları daha yakından gözlemleme fırsatı sunuyordu. Acı ve tedirginlik, hassasiyetin öfkeli hâli, kısa sessizliklerle nazikçe fark edilip, hafifliyor ve yaşamın yalınlığında bir köprü oluşturuyordu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bêjdar Ro Amed Arşivi
SON YAZILAR