Mustafa Nesim Sevinç

Mustafa Nesim Sevinç

Bir Kâse Aşure

Bir Kâse Aşure

mustafa-nesim-sevinc-kose.jpeg

Tek Tip Pilav Siyasetine Karşı Bir Kazan Manifestosu

Aşure Günü’nün tarihsel derinliği ve inanç dünyasındaki yeri tartışılmaz. Peşinen söyleyeyim:

Ben ilahiyatçı değilim. İnancın metafiziği üzerine hüküm vermek ilim ehlinin işidir; benim böyle

bir iddiam yok. Ben kazanın başına geçip mutfağa bakıyorum. Çünkü bazen kaynayan bir

kazanın söyledikleri, kürsülerin gürültüsünden daha dürüst, daha çıplaktır.

Yarın Aşure Günü. Ve bana göre aşure sadece bir tatlı değildir. O kazan, birlikte yaşamanın en

yalın ama en sert simülasyonudur. Farklı olanların aynı tencereye girdiği, ancak birbirini yok

etmeden, kendi karakterini koruyarak piştiği bir düzendir. Yani “aynılaşmadan bir arada

durabilmenin” mümkün olduğunun somut, lezzetli ve kadim bir delilidir.

Nohut, fasulye, incir, nar, gül suyu, portakal kabuğu…

Normal şartlarda birbirine yabancı, hatta yan yana gelmesi imkânsız görünen bu malzemeler,

aynı ateşte buluşur. Doğru oran tutturulmazsa lezzet kaçar; biri diğerini ezmeye kalkarsa aşure

bozulur. İşte tam da bu yüzden aşure, “çokluk içinde birlik” ilkesinin mutfaktaki sarsılmaz

karşılığıdır. Aynı malzemeleri sadece ezerek koysanız bir bulamaç olur; sadece pirinçte ısrar

ederseniz pilav. Aşureyi aşure yapan şey, her tanenin kendi kimliğiyle o büyük bütüne

katılmasıdır.

Toplum da böyledir. Kimimiz limon gibi keskin, kimimiz incir gibi ağırbaşlıyız. Bazılarımız

şekerli konuşur, bazılarımız nohut gibi sessizdir ama o görünmez dengeyi sağlar. Émile

Durkheim’ın “organik dayanışma” dediği şey tam olarak budur: Herkesin farklı olduğu, kendi

işlevini koruduğu ama kimsenin bir diğerinden vazgeçemediği o yaşayan organizma. Nohut

çıktığında eksikliği derhal fark edilir; tarçın fazla kaçarsa herkesin tadı kaçar.

Farklılıkların bir arada yaşayabilmesi için elbette ortak bir kazan gerekir. Aşureyi mümkün kılan

şey yalnızca çeşitlilik değil; o çeşitliliği aynı tencerede tutan ortak kurallardır. Hiçbir malzeme

diğerine dönüşmez ama hepsi aynı ateşte pişer. Toplumları ayakta tutan da tam olarak budur:

Kimliklerin değil, ortak hukukun birleştirici gücü.

Ne var ki bugün baskın olan siyasal akıl, bu toplumsal kazanı bir aşure tenceresi gibi değil; bir

homojenleştirme makinesi gibi kullanmak istiyor. Farklılıklar birer zenginlik değil, kontrol

edilmesi gereken riskler olarak kodlanıyor. Kazandaki her malzeme aynı renge, aynı tada, aynı

forma girmeye zorlanıyor. Toplum aşure olmaktan çıkarılıp, tek tip bir pilava

dönüştürülmek isteniyor. Lezzetsiz, kokusuz ama hizaya sokulmuş bir pilava.

Robert Putnam’ın uyarısı tam da burada yankılanır: Çeşitlilik kısa vadede sarsıcı olabilir; ancak

bir toplumu uzun vadede dirençli ve yaratıcı kılan en önemli unsurlardan biri, o çeşitliliğin

korunmasıdır. Aşure de hemen kıvam almaz; sabır ister, ağır ağır pişmek ister. Ama sabırsızyönetim aklı, sabırla pişen bir toplumun soracağı sorulardan ürktüğü için acele eder. Kazanı

kaynatmak yerine, malzemeyi ayıklamayı seçer.

Bazı taneleri “fazlalık”, bazılarını ise “tehdit” ilan edip kazanın dışına itenler, ortaya çıkan o

tatsız yığını “milli lezzet” diye sunarlar. Oysa bizim kadim tarifimiz yüzyıllardır ortadadır: Aynı

kazanı paylaşmak, aynı olmak demek değildir. Birbirinin tadını bastırmadan, rengini silmeden

birlikte var olmak mümkündür; hatta bu, ayakta kalmanın tek yoludur.

Nohut, fasulye, incir, nar, gül suyu, portakal kabuğu…

Bir kez daha bakalım o kazana. Hiçbiri diğerini yok etmiyor. Hiçbiri diğerinin tadını silmeye

çalışmıyor. Hepsi aynı ateşin hararetiyle olgunlaşıyor. Aşureyi mümkün kılan şey, birlik değil;

dengedir. Aynılık değil; birlikte pişme iradesidir.

Asıl sorun, kazanın altındaki ateşi körükleyen o ayrıştırıcı dildir; malzemeyi değil, ateşi

yönetenlerdir. Çünkü ateş yükseldikçe taneler birbirini suçlamaya başlar. Kaynama arttıkça

ayrışma derinleşir. Oysa yapılması gereken yeni tarifler yazmak değil; kazanın içindeki her bir

tanenin hukukunu savunmaktır.

Mesele basittir ama hayati:

Biz birlikte kaynamayı becerebilirsek aşure oluruz.

Ayrı ayrı yakılırsak, sadece buhar olup uçarız.

Çünkü buhar, geride yalnızca bir hatıra bırakır; aşure ise yaşanan bir hayattır.

Ve tarihin hiçbir döneminde buharın, bir toplumu ayakta tuttuğu görülmemiştir.

Zira hiçbir devirde tek tip pilavlar medeniyet kurmadı; medeniyetler, aynı kazanda birlikte

pişmeyi öğrenenlerin eseri oldu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Nesim Sevinç Arşivi
SON YAZILAR