Diyarbakır-Taş evler- turizm

Bizden önceki, bizim ve hatta bizden biraz sonraki kuşağın aklından geçtiğini hiç sanmıyorum; doğup büyüdüğümüz o taş evlerin bugün kentin turizmine hizmet vereceğini hiç düşünemedik, düşünmedik. Doğrusu hep o evlerde oturacağımızı sanıyorduk.

Doğrusu genel anlamda tarih bilincimizde pek yerleşik değildi, sadece surlarla sınırlıydı. O da ‘Çin seddinden sonra en büyük surlar bizim’ diye böbürlenmenin ötesinde bir sahiplenmemiz de söz konusu değildi. Vardı sahiplenme, bilen, bilinçli bir kesim arasında, ancak genelleme yapacak olursak, bugün kentin tarihi, tarihi mekânları ile ilgili yaşanan sıkıntıların sorumlusuyuz diyebilirim. Hem de topyekûn manada.

Uzun yıllar süren vurdumduymazlığımıza rağmen kentin tarihi ve tarihi mekânları kendine ihanet etmedi, yıkıntılarına rağmen ayakta durdu, direnerek kendini bize dayattı, sahip çıkılmayı gözümüzün içine, içine sokarak başardı.

Çatışmalı ortamdan geriye kalan bölgedeki ‘çakma, dandik’ yeni yapıları tarihimizden ayrı tutarak, 5,5 kilometrelik sur içi mekânlarını hesaba kattığımızda, gelecekte ciddi bir turizm alanının ortaya çıkacağını görmemek mümkün değil.

Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmed Arif, Ziya Gökalp gibi kıymetli değerlerin evlerinin müzeye dönüştürülmesinin kente ciddi bir geri dönüşümünün olduğunu görüyoruz. Özellikle hafta sonları Türkiye’nin her bölgesinden ziyaretçi akını var Diyarbakır’a.

Önceleri sadece Hasanpaşa hanı ile sınırlı kahvaltı sofralarının artık yaygın hale geldiğini görüyoruz. Onarılan, restore edilen taş evlerin bir kısmı yiyecek içecek sektörüne hizmet vermeye başladı, sabah kahvaltısının yanı sıra öğlen ve akşam yemeği servisleri de yapılıyor.

Elbette ki kent adına sevindirici bir durum, tarihi evler yıkılmaktan, dökülmekten kurtulduğu gibi, işletmeler sayesinde koruma altında, aynı zamanda görsel varlığı göz dolduruyor.

Sur içinin geleceği parlak görünüyor. 3-5 yıl sonra üstüne katarak iyileştirmeler yapılması halinde ciddi bir uğrak merkezi haline gelir. Bir de 5,5 kilometrelik alanın ana arter dışında kalan bölgeleri de araç trafiğine kapatıldığında sanırım dünya çapında ciddi bir turizm merkezi olarak kayıtlardaki yerini alacaktır Suriçi. Bize de sahiplenmek düşecektir.

**

MEB, geri çektiği Diyarbakır kitapçığının ilgili bölümünü şöyle düzenlemiş;  'Şehir fırsatlar sunduğu kadar bazı riskleri de içerir. Deprem, sel, trafik kazaları, çevre kirliliği gibi riskler şehirlerde de karşılaşabileceğimiz risklerden bazılarıdır'

Daha önceki ifadeler nasıldı;

“Şehir, fırsatlar sunduğu kadar bazı riskler de içerir ;“Doğal afetler, şiddet, madde bağımlılığı, trafik kazaları, cinsel istismar şehirde karşılaşılabilecek risklerden bazılarıdır.”

Bunun değişmiş olması niyeti ortadan kaldırdı mı?

‘Niyet hayır, Akıbet hayır’

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.