Eski ve yeni siyaset anlayışı

Türkiye’deki siyaset tarzı ile ilgili ortada kara ve hazin bir tablo var. Siyaset kurumları ise bu girdaplı yolda kendine güzergâh arayan bir konumda duruyor. Bu duruş aynı zamanda kurumlardaki sıkışıklığa da hitap ediyor.
İktidarda olanlar içinde, iktidara aday olanlar içinde durum aynı. Özetlersek, siyaset arenasında siyaset kurumlarının hem kendi içinde hem de dışa dönük rekabet savaşı giderek şiddetlenecek gibi görünüyor.
Ama şimdi, ama seçimden sonra, bunu yaşayarak göreceğiz.
Neden?
Çünkü siyaset alanında doğru zamanı yakalamak doğası gereği pek mümkün olmamakla birlikte, kendini dayatan doğru zamanların olduğuna, olabileceğine tanıklıklarımız var.
Eskiler derken, eski anlayışları kast ediyorum. Bunun yaş ile bir ilgisi yok. Tamamen dünyaya, insana ve insanlığa, bireye, bireylere, topluma ve toplumlara doğru bakış açısıyla ilgili çağdaş bir duruma dikkat çekmek istiyorum.
O nedenle; eski anlayışlarla yeni anlayışlar arasında bir rekabetin başladığını, söylemekle birlikte bunu ‘siyaseten savaşın tam tamları’ çalıyor olarak da yorumlamak mümkün (mü)?
Eski tarz siyasetin devamından yana olanların yanı sıra, daha katılımcı, toplumun bütün kesimlerinin varlığının hissedildiği, siyasetin para ile değil, fikirle, bilgiyle, ahlakla yapılabileceğinden yana olanların ağırlıkta olduğu bir sürecin içindeyiz.
Bu bir süreç, kısa-orta-uzun vadelerle tanımlanır.
Kısa vade hesapları yapanlar, yaşayacakları zamana endeksler süreyi. Bu nedenle tarih sayfalarındaki yerleri ya yoktur, ya kısadır ya da berbat yazılır.
Kısa-orta-uzun vadeleri birbirleriyle bağlantılı olarak hesaplayanlar, yani sürece inananlar olarak tanımladıklarımız, kendilerinden sonraki nesillerin varlığına hitap eder. Onların tarih sayfalarındaki alanları geniştir, açıktır sevgiyle, saygıyla yâd edilirler.
Her ne kadar kişisel düşünenler olsa da, ‘Küçük olsun benim olsun’ hesabı yapılsa da, ‘Büyük olsun hepimizin olsun, toplumsal olsun’ tablosunun ağırlığı kendini her zaman, her dönem hissettirecektir.
İçinden geçtiğimiz, aidiyetimizin olmadığı bu sürecin şahsi zenginleşme aracı olarak kullanıldığı konusunda şüphe yok. Gelecek karartan bu sürecin aydınlık yarınlara evirilmesi sürecinin başladığını da görebiliyoruz.
Yaşam ile ilgili parametreler kişisel değil toplumsaldır. Kişisel, aynı zamanda toplumsal hak ve özgürlük alanlarının daha da genişleyeceği bir geleceğin inşa edilme süreci kendini dayatıyor. Liyakatin ve becerinin ön plana çıktığı, onların kendilerini toplum adına var edeceği bir süreci yaşayacağımızdan kuşkum yok.
*
Bu yazıyı yazarken Selahattin Demirtaş’ın artı gerçek için siyaset ve siyasetçi üzerine yazdığı yazıyı okudum. Yeni tarz siyasetçi mantığı ve tarzı son derece kıymetli bir yazı ve oradan kısa bir alıntı, sanırım benim yazımı pekiştirecek.
Şöyle demiş Demirtaş;
“Pek çok şeyi seçerken çok titiz davranıyoruz. Bütün geleceğimizi teslim edeceğimiz kişileri seçerken de aynısını yapalım lütfen. En azından bir bakalım, o koltuğa layık mı değil mi?
Seçmeniz gerektiği yerde de çok titiz davranın ve liyakatin yanında mutlaka ahlakı da arayın.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.