'Gözlerim tanıyorum' demesin diye…

Diyarbakırlı kolay, kolay başını önüne eğmez. En zor koşullarda dahi dik durmayı bilir, dik ve omurgalı durmayı sever bu kentin evlatları. Başının hep belada olmasının nedeni de dik duruşudur. Eskiden yüzde yüz geçerliydi, saygınlıktı, yiğitlikti, delikanlılıktı, yerine göre de ‘Racon’ sayılırdı.
Şimdilerde ‘Naylon’ kişilikler yüzünden yüzde oranı düşse de, az sayıdaki dik duruşlular yine de ‘Namusu’ kurtaracak kadar önem arz ediyor.
‘Başın eğilmesi, dik duruş gibi konulara nereden girdin’ diyenler olabilir, haklısınız. Hadi gelin konuşalım, ben de anlatayım.
O cezaevinde 8 yıl yatan Yazar İsa Tekin’in deyimiyle, ‘5 No’lu Hilton’, başka bir adıyla Diyarbakır 5 nolu ceza evi, E tipi ceza evi. Her ne illet ise, hikâye tamamen oraya ait. Daha doğrusu çok sayıda gerçek hayat hikâyelerinin yaşandığı o mekânın ‘hafıza müzesi’ olsun tartışmaları ışığında bu konulara girdik.
‘Restorasyon başlayacak, cezaevi hafıza ve kültür müzesi olacak’ diyorlar, demesine de, temkinliyiz bu deyişlere. Sur ilçesinin Gâvur mahallesinde olduğu gibi hafızayı tamamen silerler mi, silemezler mi, şimdilik bilemiyoruz, ancak silme yönünde emarelerinin olduğunu, hatta şimdiden içeride bazı değişikliklerin yapıldığı yönünde duyumlar aldık.
Takipçisiyiz.
‘Gözlerim tanıyorum’ demesin diye…
Bu başlığı merak etmişsinizdir.
Konuya gelelim, duygusallaşalım.
Yaşananların gelecekteki nesillere aktarılması gerektiği konusunda yazılar yazılıyor. Ben de dün yazmıştım. Bu cezaevinde işkence ve kötü muamelenin olduğu zamanlarda ‘öyle olmadığı’ imajı için gazetecilerin dolaştırıldığı gün ben de vardım. O anlarda arkadaşlarımla yandan, yandan göz göze gelişimizi, onların beni tanıdıklarını hissettirmemek adına gözlerini kaçırdıklarını anlatmıştım.
Yazımı okuyan o arkadaşlarımın birinden cevap geldi, şöyle diyor;
“Okurken o gün hafızamda canlandı, göz göze gelmiştik, başımı eğdim, ‘gözlerimin tanıyorum’ demesi anlaşılmasın diye. Senin o zulmün vücut bulduğu kıyım haneye bir gazeteci olarak tanıklık ettiğine de sevinmiştim.
Hafızamızı silemeyecekler, senin gibi tanıkların kalemi yazdıkça.
Ellerine ve hafızana sağlık”
*
‘Başımı eğdim, gözlerimin tanıyorum demesi anlaşılmasın diye’ denilen kısma gel de takılma.
İşte, bu nedenle; ‘Diyarbakırlı başını hiçbir koşulda önüne eğmez’ dedim yukarıda. Ancak ve ancak, dostunu, arkadaşını, çevresini böylesi zor koşullarda koruma içgüdüsü harekete geçmiş ise, yukarıdaki anlatımda olduğu gibi bir onurlu eğiliş söz konusu olur, o kadar…
Bir mesajda, hafızanın silinmek istenmesi ya da sınırlı ölçüde korunmasının planlanıp planlanmadığına dair oldu. Çok da şaşırmadım, işte temkinli yaklaşımımız bu nedenle zaten.
Dostumun mesajı şöyle;
“Günaydın, inan ki şimdiden o yaşananları hafızalardan silmek için değişiklikler yapılmış bile. Bazı hücreler ve koğuşlar değiştirilmiş, kapatılmış vs ( yakın tarihte orayı gezen birinden aldım bu bilgiyi)
Arife tarif mi?
Hiç gerek yok.
‘Biz dostu da düşmanı da biliriz’ demiş ya…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.