1. YAZARLAR

  2. Ceylan Alkan

  3. Gün doğmadan
Ceylan Alkan

Ceylan Alkan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Gün doğmadan

A+A-

Gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak

Baharı kollayarak girelim kelimeler ülkesine

Dünya bir istiridye

Dönüşelim bir inci tanesine

Dünya bir ağaç

Bir özlem duvarı

Bülbül sesine

 

           Değerli okurlar, sözlerime Sezai Karakoç’un şiirlerinden bir kesitle başlamak  istedim. Beni yakından tanıyanlar bilir, şiiri ne kadar çok sevdiğimi. O sebeptendir ki, bu haftaki yazım için bana gönderilen şiir kitabını görünce gözlerimin içi parladı desem abartmış olmam sanırım. Evet dedim;  aylar sonra, bir süredir okumaya ve yazmaya  ara verdiğim şiirler, ebat olarak kalıplı hacmiyle avuçlarıma sığmıyor olsa da, hasret giderdik; bu vesileyle. Türk şiirinin en iyi şairlerinden biri olarak kabul edilen Sezai Karakoç'un  külliyatı olması da beni ayrıca mutlu etti.

 

         Şiir, kelama anlam elbisesi giydiren, kafiyeli, kafiyesiz… Tıpkı hayat gibi, kâh öyle kâh böyle… Yüreğe dokunan, kâh acıtan kâh sarıp sarmalayan ruhunu…

 

        Sezai Karakoç’un Gün Doğmadan adlı eseri, on iki bölüm  682 sayfadan oluşuyor. Şairin en bilindik  aşk ve çile temalı şiirlerinden  biri olan  “Monna Rosa”,  ilk bölümde yerini alıyor. Peygamberlere selam  edilen “Taha’nın Kitabı” bölümü,  samimi bir şiir dili kullanılarak  hikayelendirilmiş.  ”Zamana Adanmış Sözler” bölümünde yer alan “Sevgili, Ey Sevgili, En Sevgili” hitabıyla yazdığı dizelerin adına yakışan izler bıraktığını göreceksiniz.  “Kur’an meşalesini dikmek için karanlık dağlara, ışık saçmak için dört bir yana. Zeytine yağ, incire bal vermek için, gülün muştusunu vermek için; dağlara taşlara, kuşlara, balıklara, mercana, , insana…”  dizeleriyle  şair, “Gül Muştusu” bölümünde okuyucuya gül kokusu aldırıyor adeta. “Leyla ile Mecnun” ise başlı başına güzel bir  tat bırakıyor okuyucunun dimağında. Henüz okumayanlar için çok da ayrıntı vermek istemiyorum, zira şiir öyle bir doku ki, her okuyan kendi ilmiklerini dokur/örer okuduklarıyla. Her bölümde kendinizi farklı duygu yoğunluğu içerisinde bulabileceğiniz bir eser. Bütün şiirlerinin yer aldığı kitabın içeriğinde tema olarak; din, iman, tasavvuf, tarih bilinci, umut, çile, aşk ve pek çok alanda şiirler mevcut diyebilirim. Ve şiirinde işlediği temalarda da görüldüğü üzere, değerleri açısından şiirimizde avangart  bir ses olmayı başarmıştır. Eserdeki şiirler  genel itibariyle serbest vezin kullanılarak yazılmış.  İslami düşünceyi  modern şiirdeki sürrealizmle bağdaştırmış olan Karakoç, mistisizmden bir o kadar beslenerek, vurucu benzetmelerle, kendine özgü şiirler yazmıştır.” Şiir, ruh pencerelerini Allah’a açtıkça şiirdir. Yoksa balmumundan peteklerdir, bal değil” şairin diliyle.

 

         “ Herkes gibi olmak, olmayacak bir şey, herkes gibi olmak, olmamak gibi bir şey” ve “Hayat sade olmalı, ama yalın olmamalı”diyor şair Karakoç. Ben de katılıyorum. Şiir,  izlerini bırakmak demek; kendi adımlarının… Rengine bürünmek değil asla, renk katmak olmalı; kâh siyah kâh beyaz bazıları… Ve bazen bir mezar taşından fazlasını bırakmalı, bırakabilmeli ardından… Yazmalı, yazabilmeli... Gitmeli bazen, terk edebilmeli gereksiz zırvalıkları… Kelamın ezelinde ve ebedinde kaybolmalı… Duyabilmeli sessiz çığlıkları ve görebilmeli sevgiyi kuşanmış merhameti, göz bebeklerinde… İşte o zaman yazmalı yaşadıklarını, yazabilmeli… İnanmak gerek yazarın da dediği gibi, “Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.”

 

         Anlamlı olan her söz, muhatabının kalbine dokunmayı başarır ve aynı zamanda her hitap, muhataba biçilen kıymettir diyerek,  Sezai Karakoç’un şiiriyle  başladığım yazımı, yine onun şiiriyle bitirmek istiyorum.

 

Şiirin yazanı yoktur

Vardır yalnız okuyanı

Şair de bir okurdur

Kendi şiirinin okuyanı

 

”Gün Doğmadan “ kitabını okumadıysanız, en kısa zamanda okumanız tavsiyesiyle; şiirle kalın, vesselam.

 

SEZAİ KARAKOÇ Hakkında

             1933 tarihinde Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. 1955’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin Maliye bölümünden mezun oldu. 1956-1965 yılları arasında maliye müfettiş yardımcısı ve gelirler kontrolörü olarak çalıştı. 1960 ‘ta Diriliş dergisini ve 1974’te Diriliş Yayınlarını kurdu. 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü aldı. Yüce Diriliş Partisi genel başkanıdır.

           Şiirleri; Hızırla Kırk Saat, Taha'nın Kitabı/Gül Muştusu, Körfez / Şahdamar / Sesler, Zamana Adanmış Sözler, Ayinler/Çeşmeler, Leyla ile Mecnun, Ateş Dansı, Alın Yazısı Saati, Monna Rosa-Aşk ve Çileler, Monna Rosa-Ölüm ve Çerçeveler, Monna Rosa-Pişmanlık ve Çileler, Karayılan, Gün Doğmadan (Şiirlerin Toplu Basımı), Batı Şiirlerinden, İslamın Şiir Anıtlarından

          Düşünce yazıları; Ruhun Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Çağ ve İlham I-II-III-IV, İnsanlığın Dirilişi, Diriliş Neslinin Amentüsü, Yitik Cennet, Makamda, İslamın Dirilişi, Gündönümü, Diriliş Muştusu, İslam, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Düşünceler I-II, Dirilişin Çevresinde, Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III, Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II, Samanyolunda Ziyafet, Unutuş ve Hatırlayış, Varolma Savaşı, Çağdaş Batı Düşüncesinden, Çıkış Yolu I-II-III

 

         Denemeleri; Medeniyetin Rüyası Rüyanın Medeniyeti Şiir, Dişimizin Zarı

 

Bu yazı toplam 1496 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.