Selim Kaplan

Selim Kaplan

Her ölüm ardında bir hikâye bırakır

Her ölüm ardında bir hikâye bırakır

Kimi yavrusunu, kimi hayat arkadaşını toprağa verdikten sonra yalnızlığıyla kalmıştır.

Kiminin de yerini hiçbir şeyin dolduramayacağı annesini, babasını toprağa verdikten sonra, hıçkırıkları ile içine içine ağladığına, onlarca kez şahit olmuşuzdur.

Benzeri kayıpların yaşandığı, kalplerin en hassas ve en kırık anlarının yaşandığı bu dönemler, insanların duygusal desteğe en çok ihtiyacının olduğu anlardır.

Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Yezidi veya farklı diğer inançlar ile değişik kültürlerin yaşandığı coğrafyamızda, kaybedilen her can için, acının ortak inanç olduğu, canların aynı şekilde toprağa verildiği ve insanların acılarına aynı geleneklerle ortak olunduğu gözlenmiştir.

Coğrafyamızda yaşanmış her inanç ve kültürde, yaşamını kaybedenlerin ardından;

  • Tatlı veya tuz dağıtılması,
  • Üç günlük yas tutulması,
  • Ölen kişinin kıyafetlerinin, ihtiyacı olanlara dağıtılması,
  • Yas evine, destek amacı ile komşulardan yemek getirilmesi,
  • Ölümün üçünde, yedisinde, kırkında ve senesinde dini etkinlikler düzenlenmesi,
  • Her dinden insanların, haftanın belli günleri, dini bayramlarda ve senesinde mezarlıkları ziyaret etmesi,
  • Vb. uygulamalar,

tesadüfî olmayıp, insanlarımızın dini ve kültürel ortak gelenekleridir.

Bu geleneklerden, ölenin toprağa verilmesinden sonra, kırık kalplere destek ve ortak olunması amacı ile oluşturulan yas ortamları, coğrafyamızda “taziye (başsağlığı) yeri” olarak adlandırılır.

Kaybedilenlerin ardından, doksanlı yıllara kadar evlerde veya evlerin geniş avlularında kurulan üç günlük taziyeler, bu tarihlerden sonra yerini taziye evlerine bırakmıştır.

Artan nüfus ve kent mimarilerinde yaşanan değişiklikler dolayısı ile taziye evleri, hem geniş hem de ziyaretçileri ağırlamanın kolay olması bakımından ilgi gördü ve coğrafyamızın bütün şehirlerinde, ilçelerinde ve köylerinde yaygınlaştı.

Hatta hemşerilerimizin yoğun olarak yaşadıkları batı illerinde, belediyeler, taziye çadırları kurar ve buraya gelen kişilere günde bir veya iki öğün yemek de verirler.

Ancak bir kısım taziye evlerinde, sağlıklı olmayan ortamlarda yemek verildiği ve acısına ortak olunan taziye sahiplerine ayrıca ekonomik yük getirdiği için, taziyeye gelenlere yemek verilmesi uygulaması, bazı illerimizin müftülüklerince yasaklanmış olup, bu yasağa uyulmasının da uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Taziye evlerinde;

  • Konuşulacak her cümlenin özenle seçilmesi,
  • Ölenin arkasından iyilikleri ve güzel hasletlerinin konuşulması,
  • Taziye sahibi ve misafirlerinin içini ferahlatan, Allah’ın merhameti ve Peygamberin sözlerine ilişkin söylemlerde bulunulması, Kur’an-dan ayetler okunması,
  • Taziye sahibinin acılarına ortak olma düşüncesi ile hareket edilmesi, aşırı söylem ve davranışlardan kaçınılması,

İnsani ve vicdani geleneklerdir.

Taziyelerimizde; vefat eden kişiyi, taziye sahiplerini, kendimizi ve taziyede bulunan diğer misafirlerimizi kapsayıcı dualar etmenin, taziye ortamına uygun söylemler olacağı genel kabuldür.

Buna rağmen, bazı taziye evlerinde, özellikle taziyeyi idare eden bir kısım din adamlarımızın, mikrofonu eline aldıktan sonra serbest kürsü mantığı ile

  • Toplumdaki bazı kesimleri övücü, bazı kesimleri karalayıcı söylemlerde bulunması,
  • Yaklaşan seçimler dolayısı ile siyasi söylemler kullanmasının,

taziye ortamına yakışıp yakışmadığını, değerlendirmenize bırakıyorum.

Bazı taziye yerlerinde ise bir kısım din adamlarımızın, karşılarında hazır bir cemaat bulmuşken, freni patlamış kamyon misali hızlarını alamayıp, namaz kılmayanın, oruç tutmayanın, zekât vermeyenin, katlinin vacip olduklarını ifade ettiklerine şahit olmuşuzdur!

Dinde zorlamanın olmadığını (Bakara:256), imanın; aklın hükmü, dilin ikrarı, gönlün rızası ve vicdanın kanaati olduğu ifade edilirken, bu tür ifadelerin kullanılması ne kadar doğrudur?

Bir başka taziye yerinde, bir misafirin “Hocam bir Fatiha okutur musun?” söylemine, konuşması kesilen hoca sinirlenerek “Bizim vaazlarımız Fatiha değerindedir” deyince, şaşkınlıktan kanım çekilmişti!

Hiç, Allah’ın kelamı ile kulun kelamı bir olur mu?

Hitabet bir sanattır ve söylemlerde önce düşünüp sonra konuşmak çok önemlidir!

Düşünülmeden ve nereye gideceği değerlendirilmeden, ifade edilen yanlış ve haddini aşan söylemler, insanlar üzerinde, faydadan ziyade olumsuz etkiler yaratır.

Hâlbuki Kur’an-ın; bilgilendirici, müjdeleyici, akla hitap eden ve herkesin anlayacağı dilde hitap etmeleri halinde, taziyelerdeki söylemleri ile din adamlarımızın insanlara daha çok faydalı olacağı açıktır.

Bilindik söylemlerle, “tatlı dilin yılanı deliğinden çıkardığı” sözü unutulmamalı, kaş yapayım derken göz çıkarılmamalıdır!

Ölüm soğuktur, her ölen ardında bir hikâye bırakır ve cenaze evinde ne tür fırtınaların koptuğunu kimse bilemez.

Gönüllerin en hassas ve en kırık anlarının yaşandığı acılı anlarında, kalbin yamacına gelişi güzel yanaşmak doğru olur mu?

Üzgün ve acı içindeki kalbi ferahlatmak, yalnızlığını gidermek, ateşine su serpmek gerekir.

Onun içindir ki, asırlardır, insanlarımızın rahmani duygularla dayanışma gösterdiği, acıların titizlikle paylaşıldığı, yerinde ve güzel bir gelenek olan taziyeler vardır, anlam ve amaçlarına uygun olarak ta varlıklarına devam edilmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selim Kaplan Arşivi
SON YAZILAR