Hukuk herkese lazım
Biz bu ülkede bazı gerçekleri hep geç fark ediyoruz.
Bir haksızlık yaşanırken, “bize dokunmuyor” diyerek susuyoruz. Sonra bir gün o haksızlık büyümüş, cesaretlenmiş, kurumsallaşmış halde kapımızı çalıyor. İşte o zaman şaşırıyoruz.
Oysa şaşırmamamız gerekiyordu.
Yıllarca gazeteciler tutuklandı. Siyasetçiler gözaltına alındı. Düşünce insanları yargılandı. Özellikle Kürtler söz konusu olduğunda toplumun geniş bir kesimi ya sustu ya da “vardır bir bildikleri” diyerek arkasını döndü. Çünkü mesele kendi konfor alanına değmiyordu. Çünkü rahatını bozmuyordu.
Fakat hayatın ve siyasetin değişmeyen bir kuralı vardır:
Görmezden geldiğiniz şey, gün gelir sizi de görmezden gelmez.
Bugün bir zamanlar sessiz kalanların telaşla “hukuk” demeye başladığını görüyoruz. Çember daralınca demokrasi birden kıymet kazanıyor. Oysa hukuk, ihtiyaç anında hatırlanacak bir sigorta poliçesi değildir. Hukuk, baştan itibaren herkes için savunulması gereken bir ilkedir.
Tutukluluk İstisnadır, Özgürlük Esas
Bir ülkede tutukluluk sıradanlaşmışsa, özgürlük istisna haline gelmiştir.
Oysa ceza hukukunda tutuklama bir cezalandırma yöntemi değil; istisnai bir koruma tedbiridir. Kaçma şüphesi olacak, delil karartma ihtimali olacak, somut ve ciddi gerekçeler ortaya konulacak. Bu şartlardan biri dahi eksikse özgürlük esastır.
Masumiyet karinesi bir süs cümlesi değil; bir medeniyet ölçüsüdür.
Bugün asıl tartışmamız gereken şey isimler değil, zihniyettir. Hukuk, adalet dağıtan bir terazi olmaktan çıkıp siyasetin aracına dönüştüğünde, o aracın bir gün kime yöneleceği bilinmez.
Ve biz bu filmi daha önce izledik.
Seçici Demokrasi
Bu ülkede demokrasi hiçbir zaman herkes için istenmedi.
“Benim mahallem için demokrasi” anlayışı hâkim oldu.
“Benim gibi düşünenler için özgürlük” savunuldu.
Hukuk ise çoğu zaman güçlünün işine geldiği ölçüde hatırlandı.
Sonuç ne oldu?
Her dönem bir kesim susturuldu, diğer kesim izledi.
Sonra çember daraldı.
İzleyenler de izlenen oldu.
Toplumun kırılganlığı tam da burada başlıyor: Güce yakın durma refleksi. Menfaate yaslanma alışkanlığı. “Bana bir şey olmaz” rehaveti. Oysa hiçbir iktidar sonsuz değildir. Güç, denetlenmediğinde zehirler; zehirlendiğinde ise önce sistemi, sonra kendisini tüketir.
Ganimet Siyaseti
Türkiye’de uzun yıllardır siyaset sosyal adalet üzerinden değil; ganimet anlayışı üzerinden yürüdü. Devlet, kamusal bir emanet olmaktan çok ele geçirilecek bir imkân gibi görüldü. İktidara gelenler çoğu zaman toplumu değil; çevresini ihya etti. Akrabalar, dostlar, yakın çevre güçlendi; geri kalanlar sabırla teselli edildi.
Sağ, bunu dini referanslarla meşrulaştırdı.
Merkez sağ pragmatizmle sürdürdü.
Liberal söylem özgürlük dedi ama eşitliği erteledi.
Sol ise çoğu zaman ilkeli olmakla etkili olmak arasında sıkıştı; özellikle Kürt meselesinde geniş bir demokratik mutabakat üretmekte zorlandı.
Yüzler değişti.
Zihniyet pek değişmedi.
Demokrasi bir sistem olmaktan çok bir slogan olarak kaldı. Çünkü demokrasi fedakârlık ister. Kendi çıkarınıza aykırı olduğunda da hakkı savunmayı gerektirir. Biz ise çoğu zaman ilkeyi değil, menfaati tercih ettik.
Seçici adalet, adalet değildir.
Geç Kalmış Vicdan
Bugün yükselen itirazların önemli bir kısmı, aslında geç kalmış bir vicdan muhasebesidir. Keşke bu sesler yıllar önce de yükselseydi. Keşke demokrasi kimliklere göre değil, ilkelere göre savunulsaydı.
Bu ülkenin en büyük sorunu yalnızca kötü siyasetçiler değildir; zayıf demokrasi kültürüdür. Toplum güce taparsa siyasetçi güçle hükmeder. Toplum menfaate yönelirse siyasetçi menfaat dağıtır. Toplum sessiz kalırsa siyasetçi sınır tanımaz.
Sonra hep birlikte sorarız:
“Nasıl bu hale geldik?”
Oysa cevap basittir:
Hukuk bir gün herkese lazım olur.
Adalet bir gün herkesi sınar.
Demokrasi, tek başına kazanılamayan; ama birlikte kaybedilebilen bir değerdir.
Gerçek soru şudur:
Eşitliği gerçekten istiyor muyuz?
Hukukun herkese aynı uygulanmasını gerçekten savunuyor muyuz?
Yoksa sadece sıra bize gelene kadar mı demokrasiye ihtiyaç duyuyoruz?
Bu topraklarda değişim, ancak ilke çıkarın önüne geçtiğinde mümkün olacak.
Aksi halde tarih tekerrür etmeyecek; derinleşecek.
Ve biz yine aynı cümleyi kuracağız:
“Keşke zamanında ses çıkarsaydık.”
Sevgiyle.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.