Ömer Serdar Kaplan

Ömer Serdar Kaplan

İnsanlık özellikleriyle çatışan bir hastalık; dünyevileşme

Dünyevi olana namütenahi bir tutku almış başını gidiyor. Makam, mevki, güç ve para için; helal-haram, hak-hukuk gözetmeden müthiş bir hırs ve doymazlıkla sarılıp sarmalanmış insanlar. Acımasızlık, sevgisizlik ve paylaşmazlık da çabası.

Dini inancı, ideolojisi, örgütü fark etmez hep aynı durum söz konusudur.

Her kes hem doğru yanlış bakmaksızın yapar, hem de muhatabından yapmamasını, ahlaklı olmasını bekler.

Yani kendine meşru ve ahlaki kabul ederken muhatabında ahlaksızlık gayri meşru olarak nitelendirir.

Ahlaksızlık, haksızlık, gayri meşruluk bu şekilde sıradanlaşır ve meşrulaşır.

Tüketen, daha çok tüketmek için meşruiyetine bakmaksızın daha çok kazanma hırsı, başkalarına ait olana pervasız saldırabilme hali….

Kapitalizmin istediği insan tipi de bu zaten.

Daha çok kazanma, daha çok güçlenme, daha çok tüketme ve bunun için her yol mubah.

Kapitalizmin ahlakı yok, toplumlara da bunu taşıyor ve maalesef insan tekleri eliyle toplumlarda da bu hal etkin ve egemen hale dönüşmüş durumdadır.

İnsan teki bazı vasıflarını yitirdiğinde her şeyi yapan bir konuma evirilir.

Ahlaklı olmak, dürüst olmak, emi olmak, adil olmak, iffetli olmak, sevgiyi ve merhameti içselleştirmek gibi vasıflar insan tekinin hayatının dışında yer almış ve sadece muhatabına yönelttiği bir söz haline dönüşmüşse durum çok vahimleşmiş demektir.

Şu son on yıllarda dozu giderek artan şekilde bu hal yaşanmaktadır.

Müslüman olduğunu beyan Türkiye toplumuna şöyle bir bakılacak olursa şunları görmek mümkündür.

Kazanmak için her yol ve yöntem gittikçe meşrulaşmış durumda. Dünyevi olana tutku, hırs ve azgınlık almış başını gidiyor ve normalleşmiş…

Hakka riayet, aleyhine de olsa adaletli olmak, dürüstlük, eminlik ise mumla aranır olmuş.

Herkes kendi tarafını haklı, adaletli ve ahlaklı bulurken, muhatabını ahlaksız, haksız ve adaletsiz bulmakta ancak asla kendini sorgulamaya yeltenmeyen bir ruh ve düşünce halini yaşamakta.

Her yıl Ramazan ayı gelmeden başlayan zam furyaları, şu son bir yıllık salgın sürecinde yapılan kontrolsüz zamlar aslında, daha çok kazanmak için her yolu meşru görmenin hırs ve doymazlığının birer göstergesidir.

Daha çok kazanmak, mal-mülk edinmek tutkusu içinde her yola başvurabilen bir toplumun Müslümanlık iddiası da çok tartışmalıdır.

Bir örnek bu hususta yeterlidir sanırım; Hz. Şuayb’ın Kavminin helak nedenlerinden birisi, “tartı ve ölçüde hile yapmalarıdır.”

Ticaret ve üretimde ki tartı ve hileden yola çıkılarak makam, mevki, siyaset, akademik yapıya kadar ölçü ve tartı… Yani gerçekten ehil olanın, hak edenin liyakatli olanın bu görevleri üstlenmesi, ticaret ve üretim yapması “tartı ve ölçünün” bir gereğidir.

Peki ne yapmalı?

Öncelikle her insan teki başkasını suçlamadan, başkasına karşı zeytinyağı gibi üste çıkma çabalarına girmeden kendini sorgulaması ve muhasebeye tabi kılması gerekmektedir.

Bu halin oluşması için; öncelikle ailelerin çocuklarına iffet, sabır, şükür, kanaat, hakka hukuka riayet, adil, emin ve dürüst olmak hususlarında yaşayarak, bu hususları hayatlarında göstererek titizlenmeleri gerekir.

Bununla birlikte eğitim kurumlarının, eğitim mantık ve dilinin, eğitim yöntemlerinin düzelmesi ve gayretli şekilde hakka, hukuka riayeti, dürüstlüğü, adil olmayı, emin olmayı, iffetli olmayı, sabrı, Şükrü ve Kanaati fertlerin şuurlarına nakşetmesi gerekir.

Ve bu iki hususa ilaveten, her insan tekinin kendini sıkıntılı da olsa düzeltmesi halinde toplum ve yönetim de zorunlu olarak düzelecektir.

Allah her şeyi en iyi bilendir.

Wesselam.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.