Ömer Serdar Kaplan

Ömer Serdar Kaplan

Vazgeçilmeyen darbecilik ve bir muhasebe

Amirallerden sonra "deniz aslanları" , Sonra eski CHP milletvekilleri, Sonra Monşer denilen eski büyükelçiler ve Muharrem İnce...
Amirallerin parmak sallayan sopa gösteren bildirisine destek manasında bildiri yayınladılar.
Bu da gösteriyor ki bu Ülkede darbecilik, darbe severlik genetik kodlara sirayet eden bir hastalık.
Darbeye de senden benden tavrı var bir manada.
Her kesim buna göre gardını alıyor ve yaklaşık 115 yıldır süren komitacı, darbeci gelenek bir şekilde bazı damarlarda hayatını idame ettiriyor.
Darbeler, komitacılıklar bu Ülke insanlarının refah ve huzuruna hep suikast yaparak hayatiyetini sürdürmektedir.
Darbe mekaniğinin varlığına karşı çıkmak yerine destek vermek veya kime yaradığını gündeme taşımak da bu damarın gücünü ve hayat bulma şeklini gösteriyor.

Kemalizm'in kodlarında var olan darbecilik geleneği(1960,1971,1980,1997,2007,2015 gibi) genetiği hastalıklı bir haldir ve devam etmektedir.

15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünden sonra Kemalist kodlarda darbeciliğin varlığı göz ardı edildi. Oysa bu kodlardan vaz geçtiklerine dair hiçbir veri yoktur.

Ordunun kendini ülkenin tek ve gerçek sahibi görme takıntı ve inanışı değişmedikçe cunta ve darbe eğilimleri de devam edecektir.

Her teşebbüs veya siyasi iktidara ayar verme-tehdit etme girişimi mutlaka darbe yapmak manasında yargılanmalı, bağlantıları deşifre edilmeli ve gerekli ağır cezalar verilmelidir.

 


 

Bir araya gelen asker zevatın bildiri yayımlamaları bir düşünce açıklaması değildir. Çünkü, darbeler yapmış bir kurumun mensubudurlar ve silahlıdırlar. Birey olarak açıklama yapmıyorlar, örgütlü hareket ediyorlar. Muhtemelen bunların ordu içerisinde de bağlantıları vardır.

 

Yüzyıllık Cumhuriyet tarihi; kültür, hayat tarzı dayatmaları, ulusçuluk, iç düşman konseptleri üzerinden yürümektedir. Bu süreç içerisinde “modern, çağdaş, ilerici” kavramlarıyla kendilerini tanımlayan elit zümre halkın hayrına, refah ve huzuruna hizmet edecek bir tutumun içerisinde olmamıştır maalesef.

 

Bu durumun en somut göstergesi yüzyıllık süreç içerisinde dünya ile rekabet edecek hiçbir sanayi ürünü, teknolojik ürün, bilişim teknolojileri ürünü gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Bütün zeka, zihinsel enerji, hafıza; iç düşmanlıklar, hayat tarzları, ideolojik kamplaşalar ve ulusçuluk üzerinden dizayn edilen çatışma-cedelleşme parantezinde tüketilmiştir ve tüketilmeye de devam etmektedir.

 

Her türlü enerjisi; hayat tarzları, ideolojik kamplaşmalar, dayatmalar ve ulusçuluk üzerinden tüketilen insanlarımızın, ekonomik krizler nedeniyle meydana gelen tablolarda; Almanya’nın, ABD’nin veya bir başka semirmiş devletin halkına verdiği destekler veya oluşturduğu imkanlar ile kıyaslanması tuhaf ve abes bir duruma karşılık gelmektedir.

 

Sanayi-teknoloji-bilişim-ilaç ve benzeri sektörlerde dünya markası oluşturan ciddi bir ihracat ve bütçe fazlası veren ülkeler ile üretimi çok düşük, rekabet eden markası olmayan, vergisini dahi vermekten imtina eden insanlardan toplumu oluşan bir devletin mukayeseye tabi kılınması oldukça abestir, temelsizdir.

 

Son bildiriler de; yine iç kamplaşmalar, farklı yaklaşımlar ve hayat tarzları üzerinden bir sopa sallama ve tehdit dilinin var olduğu, dayatma içerdiği görülmektedir.

 

Her darbenin iç düşman konseptlerini arttırdığı, halkın refah ve huzuruna hizmet etmediği, üretime, büyümeye, refaha yönelmediği, hatta var olan bir çok birikimin de tüketilmesine sebep olduğu açıktır.

 

Oysa bildiriyi yayınlayanlar, destek manasında bildiri yayınlayanlar önce şu hususu açıklamalıdırlar; hayat tarzlarına düşmanlık, ideolojik dayatma ve benzeri tavırlar neye yaramakta ve neye hizmet etmektedir? Bu güne kadar yapılan darbeler, verilen muhtıralar nelere mal olmuş, neleri kaybettirmiştir?

 

Zeki İnsan potansiyeli aslından fazla olan bir Ülkede enerjilerin bu şekilde tüketilmesi nelere hizmet etmektedir? Bağımsız ve egemen bir Ülke olmaya mı, güçlü-huzurlu-müreffeh bir Ülke olmaya mı? Yoksa hep sıkıntılar içerisinde bocalamaya, huzursuzluklar içinde debelenmeye, zeki insanlarını beyin göçü olarak yabancılara kaptırmaya, enerjisini sonu ve faydası olmayan çekişme ve çatışmalarda tüketmeye mi yaramış oluyor?

 

Her kes kendine göre bir vatanseverlik ölçme aleti oluşturmuş, istemediğini vatan düşmanı olarak nitelemekte ve halkı da bu şekilde cepheleştirmekte, masallarla bir yol almaya çalışmaktadır maalesef. Edinilen bilgi de bu amaçlar için bir ateş olarak kullanılmaktadır.

 

Çünkü, bir geçek daha vardır; bilgiyi nasıl edindiğimiz ve nasıl kullandığımız. İmam Gazali’nin deyimiyle; “Bilgi, hüküm ve hikmet sahibi olanın elinde nurdur, Bilgi, hikmetten yoksun olanın elinde nardır.”

 

Bu Ülkede bilgi kendi birikiminden değil Batıdan edinilmekte, hikmet ile yoğrulmadığı için de nar /ateş/ olarak hem topluma hem de şahıslar dönmektedir.

 

Wesselam.

 

 

Bu yazı toplam 2430 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.