Oktay GÜVENER

Oktay GÜVENER

Kadının Eşeği Öldü…

Kadının Eşeği Öldü…

Bugünkü köşe yazıma bir kıssa ile başlamak istiyorum.

Bir zamanlar bir kasabada, halkın sevmediği ama korktuğu bir kadı yaşarmış. Kadı, adalet dağıtmak yerine halka tepeden bakar, kendinden başkasını görmez, kimseye iyilik etmezmiş. Fakat bir merkebi (eşeği) varmış ki, kasabada herkes o merkebi bilirmiş.

Bu merkep; halkın yükünü taşır, kervanlara yardım eder, pazara mal götürenlerin arabalarını çeker, su kuyularından su taşırmış. Kısacası kadının merkebi, kadıdan çok daha faydalıymış kasabaya.

Bir gün merkep hastalanmış ve ölmüş. Kadı da şaşırmış ama olan olmuş. Cenaze günü gelmiş; bir de bakmışlar ki bütün kasaba merkebin cenazesine koşmuş. Kalabalık sokaklara sığmamış.

Aradan birkaç ay geçmiş; kadı da ölmüş. Kasaba tellalı ölüm haberini vermiş ama… cenazeye neredeyse kimse gelmemiş. Birkaç görevli zorla namazını kıldırmış. Kadıyı tanıyıp cenazeye gelen misafirler merakla sorunca; “Merkep bize hizmet etti, onun hakkı vardı üzerimizde; ama kadı sadece kendine hizmet etti” demişler.

O günden sonra bu olay, kasabada bir ibret hikâyesi olmuş. Birine yüzeysel bir saygı gösterildiğinde ya da menfaat ilişkisi bittiğinde insanların dağılıvermesi anlatılmak istendiğinde şöyle denmeye başlanmış:

“Kadının eşeği öldüğünde tüm halk cenazede hazır bulunmuş; ama kadının kendisi öldüğünde kimse cenazeye gelmemiş.”

Bu söz, yüzlerce yıllık bir hikâyenin içinden bugüne ışık tutar aslında. Çünkü bugün de pek çok kurum yöneticisi, STK başkanı, makam sahibi ya da zengini etrafında gördüğü kalabalığı kendi varlığına, kişiliğine ya da liderliğine bağlar. Oysa çoğu zaman o kalabalıklar kadının kendisi için değil, eşeği için oradadır.

Bugün birçok kurumda, dernekte, vakıfta ya da resmi kuruluşta gördüğümüz tablo aynıdır.
Yönetici koltuğuna oturanın etrafı bir anda dolmaya başlar. Herkes yüzüne güler, selam verir, telefonuna koşarak cevaplar. İltifatlar artar, kapılar ardına kadar açılır.

Ama aslında o kalabalığın büyük kısmı “insana” değil, makama, imkâna ya da “verebileceklerine” bağlıdır. O makamdan inildiğinde, yetkiler bittiğinde ya da çıkar ilişkisi kalmadığında, aynı kalabalığın nasıl buhar olup dağıldığını hepimiz defalarca görmüşüzdür.

Sivil toplum kuruluşlarında da tablo çok farklı değildir. Başkan olanın etrafında fotoğraf çektirmek isteyenler, her programda en ön sırada görünmek için yarışanlar, “başkanım” diye başlayan cümlelerle yakınlık kuranlar…

Fakat görevi bırakınca ya da bir kriz çıktığında, bir anda telefonlar susar, yüzler değişir. O samimi pozlar yerini mesafeli cümlelere bırakır.

Oysa gerçek dostluk, insanın makamıyla değil, karakteriyle kurulur. Bugün makam sahiplerinin çevresindeki birçok ilişki, bu sınavdan geçemiyor.

Bir yönetici için en zor olan şey, çevresindekilerin gerçek yüzünü görevdeyken anlayabilmektir. Çünkü o an herkes “yanındadır”. Asıl hakikat, görev bittiğinde ya da güç kaybolduğunda ortaya çıkar. Tıpkı kadının cenazesinde kimsenin gelmemesi gibi…

Bugün kurum yöneticilerine, STK başkanlarına, o makamlarda oturanlara bir hatırlatma yapmak gerekiyor: Çevrenizdeki kalabalığın bir kısmı sizin için değil, makamınızın eşeği için orada olabilir.

Bu yüzden asıl yatırımınızı koltuğa değil, insani ilişkilerinize, samimiyetinize ve yarına kalacak eserlerinize yapın. Çünkü bir gün koltuk gidecek, tabelalar değişecek, protokol sıraları kaybolacak… O zaman geriye sadece gerçekten sizinle yürüyenler kalacak.

Eşeğin cenazesinde kalabalık toplanması şaşırtıcı değildir, çünkü menfaat birleştiricidir. Asıl mesele, siz gittiğinizde kimlerin yanınızda olacağıdır. Hep söylemişimdir makamlardan sonra ya da emeklilikte bir mesai arkadaşınla karşılaştığında başın yere düşmesin.

Bugünün dünyasında unvanlar, mevkiler, makamlar, başkanlıklar geçici; ama insanlık baki…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Oktay GÜVENER Arşivi
SON YAZILAR