Oktay GÜVENER

Oktay GÜVENER

Doğu Akdeniz ve Türkiye’yi Yalnızlaştırma Senaryoları

Doğu Akdeniz ve Türkiye’yi Yalnızlaştırma Senaryoları

Doğu Akdeniz bugün yalnızca enerji kaynaklarının konuşulduğu bir deniz havzası değil; aynı zamanda yeni yüzyılın güç mücadelelerinin derinden yürütüldüğü ancak en sert sahnelerin yaşandığı bir yer olmuş durumda.

Burada yürütülen mücadele, şimdilik savaş gemileri ile değil; anlaşmalarla ve diplomatik manevralarla ilerliyor. Asıl tehlike de tam burada başlıyor. Bu süreci en sinsi bir şekilde yürüten ülke ise tabi ki İsrail. Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile gerekli anlaşmalara yakın zamanda imzalar atıldı. Sırada Afrika kıtasında yer alıp da Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkelerde.

Türkiye uzun yıllar Doğu Akdeniz’de yok sayıldı. Kıyısı en uzun ülke olmasına rağmen masaya davet edilmedi, denklemin dışında bırakılmak istendi. Son yıllarda atılan adımlar, yapılan sondajlar, imzalanan deniz yetki alanı anlaşmaları bu oyunu bozdu. İşte tam da bu noktada “sessiz kuşatma” devreye sokuldu.

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında yapılan özel anlaşmalar, yalnızca enerji paylaşımıyla sınırlı değil. Bu metinler dikkatle okunduğunda, askeri iş birlikleri, ortak tatbikatlar ve istihbarat paylaşımıyla desteklenen bir çevreleme stratejisi açıkça görülüyor. Amaç net: Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnızlaştırmak, manevra alanını daraltmak ve sahadan çekilmeye zorlamak.

Bu kuşatma sadece denizle sınırlı değil. Suriye üzerinde alan kazanma mücadelesi, Libya da gizlice yürütülen çalışmalar, Kıbrıs üzerinden sürdürülen baskılar aynı zincirin halkalarıdır. Bir yanda Suriye’yi Dürziler eliyle parçalamak ve güney sınırlarında istikrarsız bir yapı oluşturulmak istenirken; diğer yanda Akdeniz’de Türkiye’nin deniz gücü ve diplomatik etkinliği törpülenmeye çalışılıyor.

İsrail açısından Doğu Akdeniz, sadece bir enerji havzası değil; aynı zamanda güvenlik doktrininin ayrılmaz bir parçası. Ancak enerji hatlarını kontrol eden, bölgesel siyaseti de yönlendirir. Bu nedenle Türkiye’nin bağımsız ve güçlü bir aktör olarak varlığı, Tel Aviv için ciddi bir denge bozucudur. Yunanistan ve Güney Kıbrıs ise bu büyük oyunda, kendilerine biçilen rolü gönüllü bir şekilde üstlenmiş durumdadır.

Ankara’nın bu süreci iyi okuduğu buna göre adımlar attığını görmekle birlikte Ankara’nın elini bu alanda zayıflatmak için sürekli olarak içeride ve dışarıda yeni yeni sorunların çıkarılması Akdeniz egemenliğini gölgeye düşürme olarak da okumak gerekir. Çünkü her alanda savaşmak zorunda kalan yönetimler her zaman dış baskılara karşı direnci azaltır. Bu nedenle dış politikadaki kuşatma ile içerdeki kırılganlıklar birlikte okunmalıdır.

Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var: Türkiye bu coğrafyada “sonradan gelen” bir aktör değil. Tarihi, coğrafyası ve kapasitesiyle Doğu Akdeniz’in doğal unsurlarından biridir. Bu nedenle masa başı planlarla, harita çizerek Türkiye’yi dışlamak mümkün değildir.

Bugün yapılan sessiz kuşatma girişimleri, yarın daha açık hamlelere dönüşebilir. Asıl mesele, bu süreci zamanında görmek ve doğru okumaktır. Çünkü Doğu Akdeniz’de kaybedilen sadece enerji olmaz; etki alanı, söz hakkı ve stratejik derinlik de kaybedilir.

Türkiye’nin yapması gereken ise nettir: Özellikle bu günlerde Akdeniz’e komşu olan ülkelerle çok sıkı ilişkilere girmek gerekiyor. Yalnızlaştırma senaryolarına karşı yalnız kalmamak, sahada olduğu kadar masada da güçlü olmaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Oktay GÜVENER Arşivi
SON YAZILAR