Sözün kabahati mi, aynanın suçu mu?
Bu ülkede bazı kelimeler vardır; söylendiği anda ortalık ayağa kalkar. Ses yükselir, kaşlar çatılır, ahlaktan ve üsluptan söz edilir. Oysa asıl gürültü, kelimeden değil, kelimenin gösterdiği yüzden kopar.
Çünkü aynaya bakan herkes kendini beğenmek ister.
Son günlerde tartışılan sözler de tam olarak böyle bir yerden çıktı. Bir ifade, bir tanım, bir isim koyma hâli… Kimi “sert” dedi, kimi “yakışıksız”. Ama çok az kişi şu soruyu sormaya cesaret etti:
Eğer tanım yanlışsa neden bu kadar tanıdık geldi?
Tam da burada Can Yücel’in yıllar öncesinden bıraktığı o cümle gelir akla:
“Ben küfür etmiyorum; kelimelerin yerini dolduruyorum.”
Ne demek bu?
Şu demek: Eğer bir davranış varsa, onun bir adı da vardır. O adı söylemek kabalık değil; inkâr etmek sahtekârlıktır.
Türkiye siyaseti uzun zamandır kelimelerle değil, maskelerle konuşuyor. Dün söylenenle bugün yapılan arasındaki mesafe açıldıkça, “ilke” kelimesi vitrine, “menfaat” kelimesi mutfağa kaldırılıyor.
Sadakat; seçmene değil, güce gösteriliyor. Dün alkışlananlar bugün inkâr ediliyor, dün yerden yere vurulanlar bugün kol kola giriliyor. Buna da “siyasetin doğası” deniyor.
Oysa sosyoloji bize başka bir şey söyler:
Toplumlar, ikiyüzlülüğü bir süre tolere eder, ama ihaneti asla unutmaz.
Seçmenin verdiği oy bir temennidir, bir güvendir, hatta kimi zaman bir fedakârlıktır. O güven, pazarlık konusu yapıldığında mesele artık parti meselesi olmaktan çıkar; ahlak meselesi olur. Ve ahlak tartışmasında kelimelerin sertliği değil, davranışların çıplaklığı konuşulur.
İroni şuradadır:
Gerçeği yüksek sesle söyleyen ayıplanır;
Gerçeği gizleyen “usta siyasetçi” sayılır.
Oysa dürüst olmayan insanın en büyük handikapı şudur:
Er ya da geç, kendini ele verir.
Susarak da verir, konuşarak da.
Yer değiştirerek de verir, saf değiştirerek de.
Bu yüzden bazı sözler küfür değildir.
Bazı sözler teşhistir.
Teşhis can yakar ama tedaviye giden tek yoldur.
Belki de asıl rahatsızlık, söylenen sözlerde değil;
O sözlerin bu kadar yerli yerine oturmasındadır.
Ve belki de bu ülkede en büyük tabu şudur:
Gerçeği olduğu gibi söylemek.
Oysa gerçeği dile getirmek ne suçtur,
ne günah,
ne de ayıp.
Ayıp olan, gerçeğin üzerini örtüp sonra “neden kimse bize güvenmiyor?” diye sormaktır.
Sevgiyle …
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.