Müslüm Üzülmez

Müslüm Üzülmez

Tez ve Antitez Değiştiyse, Sentez de Değişmek Zorundadır

Son iki yazımın ardından birçok telefon, mesaj ve yazı aldım. İlgilerini esirgemeyen okuyucularımın tümüne teşekkür borçluyum. Gelen yazılardan biri içerikçe farklı, katkı mahiyetinde oluşu nedeniyle izninizle paylaşmak istiyorum. Yazıyı, hemşerim ve çok uzun zamandan beridir arkadaşım olan Seyithan Erol gönderdi. Kendisi emekli bir eğitim emekçisidir. 12 Eylül öncesi öğretmenlerin demokratik mesleki örgütü TÖB-DER’in değişik şubelerinde görev alan biridir. Bugün de zaman zaman demokratik zeminde katıldığı bazı platformlarda düşüncelerini açıklayarak katkı sunmaya çalışmaktadır. Seyithan Erol hocamın gönderdiği yazıyı aşağıda sunuyorum:
 
«Değerli Dostum Müslüm Üzülmez;
 
Son iki yazını ilgiyle okudum. Kutlarım. İzninle bir iki şey söyleyip ufak da olsa katkıda bulunmak istiyorum.
 
Endüstrinin tarihsel gelişmesine baktığımız zaman birinci dönem buharlı makinaların icadı, daha sonra coğrafi keşifler, telgraf ve telefonun icadı ve günümüz dünyasına uzanan dijital dönem; velhasıl beden gücünden makine gücüne evrilmiştir. Bugün ise, Endüstri 4.0 anlayışı gereği, bileşim teknolojileri ve endüstri faaliyetleri bir araya gelerek sanayi devrimine yeni bir boyut kazandırmıştır.
 
Bunun yaşamdaki etkisi ise, bu teknolojilerle birlikte artık kimi iş kolları ortadan kalkacak, kimi iş kollarının faaliyetleri ise genişleyecektir. Bu gelişmeler bir yandan işsizler ordusunu meydana getirecek, diğer yandan ise, katma değeri yüksek ürünleri hizmete sunarak toplumdaki yaşam standartlarının yükselmesini sağlayacaktır.
 
21. yüzyılla girerken tayin edici faktörlerden biri de astrofiziktir, yani gökfiziği’dir. Bu, günümüz bilgisayarlarından çok daha gelişmiş konumda olup, uzay teknolojisi olarak artık baş sırada yer alıyor ve bunun üzerinde yoğun çalışmalar yapılıyor.
 
Başka bir önemli gelişmede, genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünler ve genetik çalışmalarıdır. Dün insanoğlu doğayı kontrol etmeye çalışırken, bugün değiştirmeye çalışıyor. Örneğin, yediğimiz karpuz, elma, piliç, mısır artık dünkü gıdalar değildir. Tahıl bitti bitecek, gıdalar da artık nüfus artışına karşılık vermiyor. GDO ve genetik çalışmaları mutlaka denetim altına alınmalıdır, çünkü denetim dışı kaldığında insan sağlığını tehlikeye sokması söz konusudur. Ayrıca şunu da belirtmekte yarar görüyorum: Gelecekte insan neslinin üremesi ve soyunu sürdürmesi, teknolojinin gelişimiyle tehlike altında, doğal üremenin yerine teknolojik araçlarla insan üretme riskine karşı her ne kadar yasaklamalar olsa da, bunu göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu durum bizi doğadan ve doğallıktan uzaklaştırıyor.
 
Güncel bir konu da Covid 19’un neden olduğu salgın hastalıktır. Günümüzde salgın hastalık, yani pandemi nedeni ile dünya kapitalist sistem zor duruma düştü, üretim aksamasın diye yeni bir sistemi devreye soktu. Çalışanların bir kısmı evde bilgisayarla üretime katkı yapmak zorunda bırakıldı, bu da yeni bir gelişmedir. Bu açmazlarla beraber sosyal devlet yeniden gündeme geldi ve tartışılıyor. Çünkü çalışmayan, mağdur duruma düşen insanlara devletler yardım yapmak zorunda kaldı. İşte bu gelişmelerin bir sonucu olarak işçilerin artık 8 saatten daha az çalışması gündeme gelmiş durumda. Buna paralel olarak günümüz kapitalist devletlerin birçoğunu güçlü şirketler idare etmeye başladı. Bu şirketlerin sermayeleri orta ölçekli ulusal devletlerden daha fazla ve teknolojileri çok daha ileri bir durumdadır. Yalnız dünkü gibi değil, ilerde kendilerine sorun olmasın diye gelişmemiş ülkeler için havuza biraz para atmak zorundadırlar, eğitim ve sağlık için. Örnek olarak Bill Gates ve Stefan Jobb’un şirketlerini verebiliriz. Kısacası, Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” iddiaları ile durumu biraz teorize etmek istediler, ayrıca buna ihtiyaçları da vardı. Ama maalesef kısa bir sürede neo-liberallerin tezi Avrupa'nın gelişmiş ve gelişmemiş devletlerin duvarlarına sert çarparak sonuç alınmadı.
 
Şu andaki yeni bir olgu da yapay zekâ, robotik durumdur. Bu gelişmelere paralel sınıfsal konumlar gittikçe darılacak, işsizlik çoğalacak ve tabi ki mücadele de ona göre şekillenecek. Örneğin grev denildiği zaman işçilerin şalterleri indirmeleri akla geliyordu, oysa bugün o işi telefon ve bilgisayarlarla halletmektedirler.
 
Aslında temel sorun; 21. yüzyıla birlikte sanayi döneminden sanayi sonrası döneme geçilirken, yeniçağın dinamiklerini anlayıp, anlamamakta düğümleniyor. Günümüzde sol çevrelerin bazıları bunu ne yazık ki henüz anlamış değil, bazıları da eskiye direniyor, onun için sol hâlâ türbülansta.
 
Sıraladığım bu gelişmelerden doğal olarak siyasi felsefe de nasibini alıyor, çünkü krizdedir. Şöyle ki, felsefenin iki tanımı var. Birincisi üniversitelerde akademik bir disiplin olarak görülüyor. Buna analitik felsefe deniliyor. İkincisi ise, kamudaki felsefedir. Buna da public felsefe, yani sokak felsefesi deniliyor. Şayet felsefe akademik olarak kalırsa, can çekişir ve ölür. Yok, eğer sokağa dönerse krizi çabuk atlatır. Çünkü felsefenin bütünü militan olmak zorundadır. Bu da Sokrates’in pozisyonudur ki, ben de bu geleneği savunanlardanım.
 
Değerli Dost; Aslında bu gelişmeleri derleyip toparlama işi felsefecilerin, sosyologların ve bilim insanlarının işidir. Çünkü tez değişmiştir, antitez değişmiştir, sentez de değişmek zorundadır.
 
Son söz: Dün olduğu gibi bugün de tarih yukardan inşa edildiği gibi artık aşağıdan da inşa edilecektir.
 
Sevgi ve saygılarımla…
 
Seyithan Erol
İstanbul/ 2 Şubat 2022 »

Önceki ve Sonraki Yazılar