Ceylan Alkan

Ceylan Alkan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Yolun Sonu

A+A-

Yıkıldığının açık bir resmi olan sevdiği kızın mektubunu okurken şu cümleyi sindirememişti; “Bir mevkinin olmasını ve kendinden bir şeyler çıkarmaya uğraşmanı isterdim.” Her ne kadar gazetede yazılanların yalan olduğunu anlatmaya çalışsa da, acemi bir muhabirin yaptığı yanlışın kötü sonuçları onu sevdiğinden ayırmıştı. Herkesin ona söylediği tek ve son sözleri iş bulup, çalışmasından yana oluyordu. Bu da onun için yazmaktan vazgeçmek demekti. Martin ise kölelerin sabit fikri kendi kölelikleridir düşüncesiyle; iş o kadar önemseniyorsa bir puta eş değerdi. O anda tek bildiği şey hayatında bunalımlı dönemin başladığı olmuştu. Çünkü sevdiği olmadan bir hayat ona; haritasız, dümensiz, limansız ve acı veren bir duygudan başka bir şey hissettirmiyordu. Tüm yaşamının doruğundaki aşkın onda bıraktığı yıkımın yanında, dergiciliğin ve gazeteciliğin yaşattığı yıkım gerçekten küçük olmuştu.

                     Bütün kapıların kapandığını düşündüğü anda; dergiler ve gazeteler tarafından reddedilen yazılar ne ve nasıl olmuşsa kabul görmüştü. Birçok geri çevrilmeden sonra piyasaya çıkarma sözü verilerek kitap basıma sunulmak istenmişti. Kısa süre içinde yazmış olduğu yazılar daha çok rağbet gördü, hatta bir gün ona gelen özel bir paketin iplerini kesip yayıncının armağanını görmesiyle içini derin bir hüzün kaplamıştı; keşke bir kaç ay öncesinden bu gelişmeler yaşansaydı diye düşündü… İlk kazandığı parayı ablasına vererek vefa örnekliğinde bulundu. Daha sonra ev sahibinin hayallerini gerçekleştirmek için para ayırmıştı. San Francisco’da çamaşırhanede birlikte terler döktüğü arkadaşını da unutmamıştı Martin Eden… Para, şöhret üzerine yağıyordu ve edebiyat dünyasında bir yıldız gibi parlasa da kendi iç dünyasında o yıldız çoktan kayıvermişti gökyüzünden… Çeşitli insanlardan akşam yemeği teklifleri alıyordu; aç olduğu günler aklına gelerek, akşam yemeği istediği zamanlarda kimse ona bunu sunmamıştı, şimdiyse yiyebileceği onca şey varken… Şöyle düşünmekten alamıyordu kendini; “ ben aynı Martin Eden’im, farklı olan neydi peki ya da farklılaşan; yazdıklarımın kitap kapaklarının altında basılması mı?”

                    Son el yazmasını da yayınlanmak üzere gönderdiğinde, tümüyle elini eteğini çekeceğini düşünüyordu zira Ruth’tan ayrıldıktan sonra yeni şeyler yazmamış ve o güne kadar ne yazmış ise onları yayınlanmak için yollamıştı. Martin yaşadığı eski mahallesine gittiğinde orada kendini bulamayışıyla yüzleşmişti çünkü orada yaşayanlarla arasına okuduğu sayısız kitaplar girmişti. Onca yaşanan şeylerden sonra Ruth, Martin’den yeni bir başlangıç için bir şans istese de; Martin duygularını yitirmiş biriydi artık…

                  Martin Eden dergilerde kendisi hakkında yazılanları okuyordu; buralarda yayımlanan kişisel portrelerle ortak bir yanını bulamayacak noktaya gelene kadar incelemişti yazılanları… O yaşamış, heyecan duymuş, sevmiş bir adamdı. Gemilerin baş kasaralarında çalışmış, yabancı topraklarda gezmiş ve eski dövüş günlerinde kendi çetesinin liderliğini bile yapmıştı… Ve o, bir halk kütüphanesindeki binlerce kitap karşısında önce afallayan sonra bu kitapların içinden kendi yolunu bulup, ustalaşan ve kendisi de kitaplar yazan bir adamdı… Yolun sonuna geldiğini hissettiği anda; tek bildiği artık bilmekten vazgeçtiğiydi…

 

                                                                                                                                                                          Son…

 

Bu yazı toplam 4468 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.