Av. Güler Koçyiğit

Av. Güler Koçyiğit

ALACAKARANLIK ÜLKEM BENİM !!!

ALACAKARANLIK ÜLKEM BENİM !!!

 

Birileri “ Rahat yüzü görmeyin  ”diye beddua mı etmiş bu ülkede  yaşayanlar  için ?..  “ Ah ” mı aldık  acep ?.. Kimin, kimlerin yüreğini yaktık bu kadar derin ?..  Çile mi dolduruyoruz yoksa  yaşadığımız coğrafyanın azizliği mi ?..Yaşadıklarımız kaderin bize kötü bir oyunu mu  ?..İbn-i Haldun’ un ;   “ Coğrafya kaderdir ” söylemi , bu coğrafya da yaşanılanları açıklamaya yeter mi ?..

Aslında hiç biri … Tamamen nöronlarla ilgili bu da eşittir algılama gücü ve yeteneği.

Çok kötü şeyler yaşıyoruz son dönemlerde çokkk.  Hak etmediğimiz,  yaşamayı istemediğimiz, artık yaşanmaması gereken şeyler…  ‘Neden’ini, niçin’ini, bütün bunların altında yatan siyasi nedenleri ve samimiyetsizliği yazmayacam.  Konuşsan, konuştursan onu herkes biliyor, hem fikir ve çözüm istiyor. Ancak bize aynı şeylerin hep söylendiği ama çözümün olmadığı bir ülkede yaşamanın dayanılmaz üzüntüsü kalıyor.

Benim burada vurgulamak istediğim başka bir şey var. Siyasilerin bu yaşananları engellemek, çözüm üretmek gibi bir dertlerinin olmadığı aşikâr. Peki, bin küsur senedir bu topraklarda yaşayan insanlar niye en ufak bir gerilimde kanlı bıçaklı oluyor, işte onu anlayamıyorum. Onca yaşanmışlığın, paylaşımın, her alandaki hukukun anlamı, önemi ve hatırı olmuyor.  Her türlü saf tutuluyor ama akıl niye saf dışı kalıyor ?.. Oysa halklar, ortak aklın kabul ettiği insani değerler etrafında toplanıp bozamaz mı bu kirli oyunları ?..

Düşünemiyor muyuz ancak böyle bir duruşla bu ülkeye barış, huzur, kalite,  kısacası demokrasinin gelebileceğini?...

Demek ki samimiyetsiziz. Demek ki özünde istemiyoruz. Demek ki algılama problemimiz var bizim. Beynimizden geçen dip akıntılarımız başka türlü bir mecrada akıyor.

Tatildeyken denk geldiğim bir olay bana, aslında ne kadar samimiyetsiz olduğumuzu bir kez daha anlamama sebep oldu.

Hollanda da trende yolculuk yaparken, çocuk ağlaması duydum. Çocuğu göremiyordum (kendini yere atmıştı) ama annesi bizde ki annelerin yaptığının aksine, paniklememişti, rahattı. Çocuğuna sadece “şov yapma” diyordu ve çok güzel bir kadındı. Tam bir Hollandalı, bembeyaz , saçları sapsarı. Çocuğun ağlaması durmayınca eğilip baktım… Yalan yok çocuğu görünce çok kısa bir süre olsa da yaşadığım tam bir şoktu. Çocuk simsiyahtı. Hemen kendine gel kızım, n’oluyo dedim. Irkçı değildim, eee niye şok oluyordum ?..

 Beni şok eden çocuğun siyah olması değildi. Annesinin dolayısıyla Avrupa insanının, insani anlamda kendisini/kendilerini ne kadar aştığını bizzat görmüş olmam dı. Aslında ilk etapta şok desem de bunun bende yarattığı hayranlıktı. Onlar, kendilerinin ülkesine dünyanın dört bir yanından gelen insanlara ; “ Niye geldiniz, ne işiniz var, bu ülke bizim, sizin hakkınız yok, madem burada yaşayacaksın o halde benim gibi olacaksın, benim gibi düşüneceksin dememiş, dilini, dinini,  değerlerini yok saymamış, kendi ülkesinde sahip olamadığı hakların kat be kat fazlasını tanımış, adam yerine koymuş, aşık olmuş, sevmiş, evlenmiş ” …

Bense tatile gitmeden az önce, İstanbul Üniversitesi’ n de okuyan bir kız öğrencimin,  yaşanan son olaylar üzerine, nişanlısının ailesinin Kürt olduğu için nişanı attığını, bu yüzden depresyon tedavisi gördüğünü öğrenmiştim.

İşte böyle, Alacakaranlık Ülkem benim …Alacakaranlık, ne karanlıktır, ne aydınlık; ikisinin ortası, aydınlıktan uzak, daha çok karanlığa yakın. Alacakaranlık bir kandırmaca, aldatmaca, yutturmaca, oyalama, göz boyamadır. Karanlık, gecedir, her gecenin de bir sabahı olur ama alacakaranlıkların hiç yoktur sabahı, bir sürüncemedir, sürer gider... Ne aydınlık, ne karanlık... Varsa da yok... Yoksa da var... Var gibi de yok, yok gibi de yine var ...

Kanunlar hem var, hem yok... Kimine var, kimine yok. Kimi zaman var, kimi zaman yok. Kimi yerde var, kimi yerde yok. İnsan hakları, hani varımsı da yokumtrak… Demokrasi; demokrasisimsi... Sosyal adalet; sosyal adaletimsi ...

Varımtrak yokumsu ... 
Tatlımtrak acımsı ... 
Salımtrak ama çarşambamsı ... 
Batılımsı da doğulumtrak ... 
İlerimsi de biraz gerimtrak ...

Alacakaranlık, insanlara karanlığın aydınlıktır diye yutturulmasıdır: Karanlığımsı da aydınlığımtrak ... Karanlık, aydınlığın düşmanıdır. Alacakaranlık, hiçbir şeyin ne dostu, ne de düşmanıdır. Alacakaranlık ne tezdir, ne antitezdir, ne sentezdir. O, Allahın belası pis bir şeydir.

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Av. Güler Koçyiğit Arşivi
SON YAZILAR