Belki de Bayram, Tam Şu Andır
Yine o cümle dolaşıyor dilimizde:
“Ah… nerede o eski bayramlar?”
Ama bu kez gel, bu cümleyi biraz durduralım.
Biraz bakalım ona.
Gerçekten neyi arıyoruz biz?
Çünkü belki de mesele bayramların değişmesi değil…
Bizim, içinde bulunduğumuz anı hissetme yetimizi yavaş yavaş kaybetmemiz.
İnsanın garip bir huyu var.
İçinde yaşadığı zamanı küçümser,
geçip gideni büyütür.
Bugün sıradan gelen, yarın özlem olur.
Bugün fark etmediğimiz, yarın “keşke”ye dönüşür.
Belki de yıllar sonra, bugün için de aynı şeyi söyleyeceğiz:
“Ne bayramdı be…”
Oysa bugün, tam şu an…
Sevdiklerimiz hayattayken, aynı sofraya oturabiliyorken,
birbirimizin sesini duyabiliyorken…
Belki de tam da özlenecek zamanın içindeyiz.
Ama farkında değiliz.
Evet, inkâr edemeyiz.
İnsanlar yorgun.
İnsanlar kaygılı.
Ekonomik zorluklar, hayatın yükünü ağırlaştırıyor.
Bir baba çocuğuna bayramlık alırken hesap yapmak zorunda kalıyorsa,
bir anne mutfak masrafını düşünüyorsa,
bir genç geleceğini kurmaktan çok geçinmeyi düşünüyorsa…
Orada bir eksiklik vardır.
Ve bu eksiklik yalnızca cebimizde değil, içimizdedir.
Çünkü insan, yalnızca yaşamakla yetinmez.
İyi yaşamak ister.
Hissetmek ister.
Sevinmek ister.
Ve evet…
Yoksulluk, kaygı, belirsizlik…
İnsanın içindeki yaşama sevincini törpüler.
Bu yüzden bugün birçok insan bayramı hissedemiyor.
Çünkü zihni başka yerde.
Çünkü kalbi yük taşıyor.
Ama yine de…
Hayat, bütün eksikliklerine rağmen, küçük mucizelerle dolu.
Bir sofrada bir araya gelmek,
birinin “iyi ki varsın” demesi,
bir çocuğun gözlerindeki heyecan,
bir dostun kapıyı çalması…
Bunlar küçümsenecek şeyler değil.
Çünkü insan, bazen en büyük anlamları en sade anlarda yakalar.
Tam da burada, Can Yücel’in o sade ama derin dizeleri çınlıyor kulağımızda:
“En uzak mesafe ne Afrika’dır,
Ne Çin, ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir…
Bir de ‘sağlıklıysan, bayramdır’ der ya insan…”
İşte belki de bu kadar basit.
Sağlıksan…
Sevdiklerin yanındaysa…
Birbirine dokunabiliyorsan…
Bayramdır.
Ama biz, çoğu zaman bunu yetmez görüyoruz.
Hep daha fazlasını beklerken,
elde olanın kıymetini kaçırıyoruz.
İnsanoğlu biraz böyledir.
Elindekini yaşarken değil, kaybettikten sonra anlar.
O yüzden belki de bugün kendimize şunu hatırlatmalıyız:
Her şeye rağmen…
Evet, her şeye rağmen…
Bu an kıymetli.
Eksik olabilir, kusurlu olabilir, zor olabilir…
Ama yine de bizim.
Ve belki de bayram, kusursuzlukta değil;
birlikte kalabilme iradesinde saklıdır.
Bugün yan yana oturabildiğimiz insanlar,
yarın sadece hatıra olabilir.
O yüzden bu bayram,
biraz daha yavaşlayalım.
Biraz daha bakalım birbirimizin yüzüne.
Biraz daha hissedelim.
Çünkü belki de yıllar sonra dönüp baktığımızda,
“Keşke daha çok sarılsaydım” dememek için…
Şimdi sarılmak gerekiyor.
Ve bir şeyi de unutmadan:
Evet, zor zamanlardan geçiyoruz.
Ama bu, umudu bırakacağımız anlamına gelmez.
“Böyle gelmiş böyle gider” demek,
insanın kendi gücünü inkâr etmesidir.
Oysa insan…
Direnen, arayan, değiştiren bir varlıktır.
Umut, en çok da zor zamanlarda anlam kazanır.
Bu yüzden hem kalbimizi koruyalım,
hem de birbirimizi.
Çünkü bayram, sadece bir gün değil…
Bir hatırlayıştır.
İnsana, insana iyi gelmenin hâlâ mümkün olduğunu hatırlatır.
Ve belki de en gerçek bayram…
İnsanın, içindeki o sıcaklığı kaybetmediği gündür.
Ben, bu bayramda herkesin kalbinin biraz daha hafiflemesini,
bir sofranın etrafında toplanabilmesini,
bir tebessümün çoğalmasını diliyorum.
Bayramınız kutlu olsun.
Her şeye rağmen… umutla, dirençle ve birbirimize tutunarak.
Sevgiyle …????
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.