Bir Eczacı, Bir Siyasetçi, Bir Diyarbakır Beyefendisi: İrfan Rıza Yazıcıoğlu
“Bazalt taşlı küçelere,
Dört Ayaklı Minare’ye,
Hamravat’tan içenlere,
Sevenlere selam olsun.”
O bu dizeleri yazarken yalnızca bir şehri anlatmıyordu.
Çocukluğunu…
Gençliğini…
Hatıralarını…
Ve bir ömür yüreğinde taşıdığı Diyarbakır’ı anlatıyordu.
1961 yılında Diyarbakır’ın İskenderpaşa semtinde dünyaya geldi.
Köklü bir ailenin çocuğuydu.
Diyarbakır İstinaf Mahkemesi Başkâtibi Kâtipzade Şevki Efendi’nin torunu…
Dicle Üniversitesi’nin kurucuları arasında yer alan, eski rektörlerinden Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu ile Fatma Ayla Hanım’ın oğluydu.
Çocukluğu bu kadim şehrin sokaklarında geçti.
Mehmetçik İlkokulu…
Ziya Gökalp Lisesi…
1984 yılında Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu.
Memleketine döndü.
Diyarbakır’da eczacılık yaptı.
Yıllarca insanların derdine, hastalığına, telaşına ortak oldu.
Eczanesi zamanla yalnızca reçetelerin karşılandığı bir yer olmadı.
Dostluklara…
Şehrin meselelerine…
İnsan hikâyelerine de kapı açtı.
Sivil toplum kuruluşlarında görev aldı.
Sokak çocuklarına yönelik çalışmalara destek verdi.
Şehrin sosyal ve kültürel meseleleriyle ilgilendi.
2002 yılında yolu siyasetle kesişti.
Diyarbakır Milletvekili seçildi.
Milletvekilliği süresince kentin ve vatandaşların sorunlarıyla yakından ilgilendi.
Makamlar değişti…
Görevler değişti…
Ama değişmeyen bir şey vardı:
Diyarbakır.
Çünkü onun kaleminde bu şehir yalnızca doğduğu yer değildi.
Bir hatıraydı.
Bir özlemdi.
Bir çocukluktu.
Bir şiirdi.
Belki de onu en iyi anlatan yine kendi dizeleriydi:
“Şimdi yağlı marul zamanı
Ne Hevsel kaldı ne Benusen…”
Bu iki dizede bile değişen bir şehrin ve geçmişe duyulan özlemin izleri vardı.
Eczacıydı…
Siyasetçiydi…
Şairdi…
Ama bütün bu kimliklerin ötesinde, doğduğu şehri bir ömür yüreğinde taşıyan bir Diyarbakırlıydı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.