Bir Baba İki Yıldır Aynı Cevabı Bekliyor

Bazı dosyalar vardır; yalnızca savcılık raflarında duran belgelerden ibaret değildir. Bir evin sessizliğine, bir annenin gözyaşına, bir babanın her sabah aynı soruyla uyanmasına dönüşür.
Rojin Kabaiş dosyası da artık yalnızca bir soruşturma dosyası değil.
Çünkü ortada üniversiteye yeni başlamış, çocuk gelişimi okuyacak olmanın heyecanını yaşayan, geleceğine dair planlar kuran genç bir kadın ve yaklaşık iki yıldır “Kızıma ne oldu?” sorusuna yanıt arayan bir aile var.

Babası Nizamettin Kabaiş’i dinlerken insanın aklında önce dosyadaki teknik ayrıntılar değil, onun birkaç kez tekrarladığı bir cümle kalıyor:
“Keşke göndermeseydim.”
Bir babanın kendisini sorumlu tutmaması gereken bir yerde bile dönüp kendisini sorgulaması, yaşanan acının ağırlığını belki de en yalın haliyle anlatıyor.
Bir Dosyadan Önce Rojin Vardı
Rojin kamuoyunun karşısına kayıp ilanlarıyla, ardından ölüm haberiyle çıktı.
Oysa ailesinin anlattığı Rojin bundan çok daha fazlasıydı.
Okumayı seven, kendi geleceğini kurmak isteyen, babasının ağır işlerde çalışmasına üzülen, küçük çocuklara karşı özel bir sevgisi olan genç bir kadındı.
Üniversite tercihini de kendi yapmıştı.
Babası yakın şehirleri önermiş ama Rojin Van’ı istemişti. Yeni okulunu, yeni hayatını heyecanla bekliyordu.
Günleri sayıyordu.
Babasının anlattığı son Van yolculuğunda birlikte yemek yemeleri, üniversitenin bahçesinde dolaşmaları ve yurda yerleşmeden önce geçirilen o birkaç saat bugün aile hafızasının en ağır hatıraları arasında.
Çünkü bugün dönüp bakıldığında o sıradan görünen anların her biri, son anılara dönüşmüş durumda.
27 Eylül’den 15 Ekim’e Uzanan 18 Gün
Rojin Kabaiş’ten 27 Eylül 2024’te haber alınamadı.
Ailesine göre en temel sorunlardan biri, yurda dönmediğinin kendilerine geç bildirilmesiydi.
Nizamettin Kabaiş’in bu noktadaki tepkisi çok açık:
Bir öğrenci gece yurda dönmediyse neden ailesine daha erken haber verilmedi?
Bu soru yalnızca Rojin dosyasının değil, öğrenci yurtlarındaki güvenlik ve takip sistemlerinin de yeniden tartışılması gereken bir tarafını oluşturuyor.
Aile 18 gün boyunca Van’da kaldı.
Göl kıyıları arandı, yakın bölgeler dolaşıldı, her telefon görüşmesinde bir umut beklendi.
Bir baba her sabah kızının bulunabileceği ihtimaliyle uyandı.
15 Ekim’de ise Rojin’in cansız bedeninin bulunduğu haberi geldi.
Nizamettin Kabaiş o günü anlatırken hâlâ zorlanıyor.
Çünkü onun için arama süreci o gün bitmedi.
Asıl arayış o gün başladı.
“İntihar” İhtimali ile “Hakikat” Arasındaki Mesafe
Dosyayla ilgili en hassas meselelerden biri, ilk dönemden itibaren intihar ihtimalinin öne çıkması.
Ailenin itirazı da tam burada başlıyor.
Nizamettin Kabaiş, arama sürecinin büyük ölçüde göl üzerinde yoğunlaştığını, karadaki ihtimallerin yeterince araştırılmadığını düşünüyor.
Dosyada bugün tartışılan DNA bulguları, toksikolojik incelemeler, telefon kayıtları, baz istasyonu çalışmaları ve diğer adli veriler nedeniyle aile, ölümün tüm ihtimaller gözetilerek yeniden ve ayrıntılı biçimde değerlendirilmesini istiyor.
Burada gazetecilik açısından önemli bir çizgi var:
Soruşturma hâlâ devam ediyor.
Dolayısıyla dosyada yer alan her iddiayı kesinleşmiş bir gerçek gibi yazmak doğru olmaz.
Ama aynı şekilde, ailenin yaklaşık iki yıldır sorduğu soruları yok saymak da mümkün değil.
Bir soruşturmanın görevi zaten budur:
İddiaları ayıklamak, delilleri sınamak ve gerçeğe ulaşmak.
Bir Baba Neden Hâlâ Yollarda?
Nizamettin Kabaiş Ankara’ya gidiyor.
Van’a gidiyor.
Savcılıkla görüşüyor.
Avukatlarla dosyayı takip ediyor.
Televizyon programlarına katılıyor.
Köylere gidip bilgi toplamaya çalışıyor.
Kendisine gönderildiğini söylediği tehdit mesajlarına rağmen geri adım atmayacağını söylüyor.
Onu dinlerken şunu düşünmemek mümkün değil:
Bir baba neden iki yıldır kendi kızının dosyasının dedektifi olmak zorunda hissediyor?
Aslında mesele tam da burada düğümleniyor.
Adalet yalnızca sonunda verilen mahkeme kararı değildir.
Adalet aynı zamanda bir ailenin “Dosyamız gerçekten araştırılıyor” duygusuna sahip olabilmesidir.
Çünkü belirsizlik, ölüm acısını başka bir şeye dönüştürüyor.
Cevapsızlık acıyı büyütüyor.
Dosyadaki Yeni Bulgular Neden Önemli?
Nizamettin Kabaiş’in son dönemde özellikle üzerinde durduğu başlıklardan biri, toksikolojik incelemelerde gündeme gelen ilaç bulguları.
Aile avukatlarının bu bulgular üzerinde çalıştığını söylüyor.
Bunun yanında DNA örnekleri, baz istasyonu kayıtları ve Rojin’in telefonundaki dijital verilerin de soruşturmanın kritik başlıkları arasında olduğunu ifade ediyor.
Burada yapılması gereken aslında çok açık:
Her bulgu kendi bilimsel ve hukuki ağırlığı içerisinde incelenmeli.
Bir ilaç tespit edilmişse; hangi madde olduğu, hangi miktarda bulunduğu, nasıl alınmış olabileceği ve ölümle herhangi bir bağlantısının bulunup bulunmadığı uzmanlar tarafından ortaya konulmalı.
DNA tespit edilmişse kaynağı belirlenmeli.
Dijital kayıtlar varsa zaman çizelgesiyle birlikte incelenmeli.
Baz istasyonu verileri varsa hareketlilikle karşılaştırılmalı.
Çünkü adalet, ihtimaller üzerinden değil, birbirini doğrulayan somut deliller üzerinden kurulabilir.
Rojin’i Sadece Ölümüyle Hatırlamayalım
Bu dosyayı konuşurken en kolay yapılan hata, Rojin’i yalnızca nasıl öldüğü tartışılan genç kadın olarak hatırlamak.
Oysa Nizamettin Kabaiş konuşmanın bir bölümünde kızının sevdiği Nescafe’den bahsediyor.
Çocukları ne kadar sevdiğini anlatıyor.
Babasının çalışırken yorulmasına üzüldüğünü söylüyor.
Üniversiteyi kazanmasının heyecanını anlatıyor.
İşte bence Rojin’i gerçek anlamda hatırlamak tam da burada başlıyor.
Çünkü bir kadın hayatını kaybettiğinde onu yalnızca ölüm biçimine sıkıştırırsak, yaşadığı hayatı ikinci kez görünmez hale getiririz.
Rojin’in bir adı vardı.
Bir ailesi vardı.
Bir karakteri vardı.
Hayalleri vardı.
Öğretmen olmak istiyordu.
Ve daha yolun başındaydı.
Son Söz
Nizamettin Kabaiş’in yaklaşık iki yıldır istediği şey aslında çok sade:
“Gerçek neyse ortaya çıksın.”
Bir baba için bundan daha doğal bir talep olabilir mi?
Rojin’in ölümüyle ilgili nihai hükmü verecek olan elbette yargı ve bilimsel delillerdir.
Ama soruşturma tamamlanana kadar kamuoyuna düşen görev de bir başka gerçeği unutmamak:
Bir genç kadın öldü.
Bir aile hâlâ cevap bekliyor.
Ve aradan geçen zaman, cevap ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine daha da büyütüyor.
Çünkü adalet bazen yalnızca bir suçlunun bulunması değildir.
Adalet, bir babanın geceleri artık “Kızıma ne oldu?” diye düşünmeden uyuyabildiği gündür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.