Norşin Öncel

Norşin Öncel

Sarı torbanın sembol dili

Sarı torbanın sembol dili

hqi-ntqw0aezhw3.jpgDün akşam oynanan Kocaelispor-Amedspor karşılaşmasında, Amedspor tribününe doğru sallanan sarı torbalar…

Belki bazıları bunu basit bir taraftar provokasyonu olarak görecek. “Tribünde olur böyle şeyler” diyecek. Ama bazı semboller, kullanıldıkları yerden ve onları kullananların niyetinden bağımsız olarak toplumsal hafızada çok daha ağır anlamlar taşır. Sarı torba da Türkiye’nin hafızasında ölümü çağrıştıran bir semboldür.

Bu yüzden dün akşam ortaya çıkan görüntüyü yalnızca futbol rekabetiyle açıklamak mümkün değil. Rakibi sportif anlamda baskı altına almak, tezahüratla protesto etmek ya da sahadaki mücadeleye karşılık vermek başka bir şey, ölüm ve tehdit çağrışımı yapan semboller kullanmak bambaşka bir şeydir. Üstelik bu tür davranışların en tehlikeli tarafı, zamanla sıradanlaştırılmasıdır. Önce “şaka” denir, sonra “tribün kültürü” denir, ardından “provokasyondu” denilerek geçiştirilir. Oysa şiddet dili çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Önce sembollerle kurulur, sonra sözlere dönüşür ve eğer karşısında ciddi bir sınır bulamazsa daha ileri noktalara taşınır.

*

Tam da bu yazıyı yazarken bir arkadaşımın sosyal medya paylaşımına denk geldim. Şöyle diyor:

“Bakanlar Amedspor’un deplasman maçlarına da gelseler keşke, bu rezillikleri görseler.”

Ben de aynı fikirdeyim. Hatırlanacağı üzere Amedspor’un Erzurumspor ile Diyarbakır’da oynadığı ilk iç saha karşılaşmasını Gençlik ve Spor Bakanı ile İçişleri Bakanı da izlemişti. Devletin en üst düzey temsilcilerinin bir futbol karşılaşmasında bulunması, elbette sporun güvenliği ve toplumsal birliktelik açısından önemli bir görüntüydü. Ancak mesele gerçekten futbolu birleştiren bir güç olarak görmekse, bu ilginin yalnızca Amedspor’un kendi sahasında oynadığı maçlarla sınırlı kalmaması gerekir. Belki de asıl görülmesi gerekenler, Amedspor’un deplasman yolculuklarında yaşanıyor.

Bir takım kendi sahasında taraftarının sevgisiyle, güvenlik önlemleriyle ve kendi kentinin sahiplenmesiyle sahaya çıkıyor. Peki deplasmanda ne oluyor? Amedspor kafilesi hangi atmosferde karşılanıyor? Taraftarlar hangi sloganlara, hangi sembollere ve hangi provokasyonlara maruz kalıyor? Tribünlerde yükselen ayrımcı ve tehditkar dil gerçekten aynı hassasiyetle görülüyor mu?

İşte asıl sorum bu.

Sporun güvenliği yalnızca protokol tribününde maçı izlemekle sağlanamaz. Bir takımın gerçek anlamda nasıl karşılandığını görmek istiyorsanız onunla birlikte deplasmana gitmeniz gerekir. Amedspor’un bir deplasman maçında, protokol tribününden tribünlere bakmak gerekir. Belki o zaman ekranlara birkaç saniyelik görüntüler olarak yansıyanların, aslında nasıl bir atmosferin parçası olduğu daha iyi anlaşılır.

Amedspor söz konusu olduğunda yaşananları birbirinden bağımsız tekil olaylar olarak değerlendirmek, bana göre büyük resmi görmemektir. Bir şehirde farklı bir slogan, başka bir şehirde tehdit içeren bir pankart, bir başka deplasmanda ölüm çağrışımı yapan bir sembol…

Belki protokol tribününden bakıldığında futbolun ne kadar birleştirici olduğu anlatılır. Ama bazı deplasman tribünlerine biraz daha yakından bakıldığında, bu ülkenin futbolunda hâlâ çözülmesi gereken ne kadar ciddi bir nefret ve şiddet dili olduğu da görülür.

Futbol gerçekten herkes içinse, herkes için güvenli olmak zorundadır. Rekabet sahada kalmalıdır. Tribünlerde ise ne sarı torbaların ölümle kurduğu sembolik dilin, ne de bu dili “taraftar heyecanı” diyerek normalleştiren anlayışın yeri olmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Norşin Öncel Arşivi
SON YAZILAR