Mümin Ağcakaya

Mümin Ağcakaya

DEPREM GERÇEKLİĞİYLE NASIL YAŞAMAK GEREKİYOR?

17 Ağustos 1999 depreminin 21 yılındayız. Aradan 20 yıl geçti. Geride derin acılar, tedavi edilemeyen travmalar bıraktı. Acıların sıcaklığı geçtikten sonra deprem gerçekliği gündemler arasında kaybolup gitti. Fakat deprem kuşağı bir coğrafyada yaşadığımız için, ülkenin farklı alanlarında meydana gelen deprem bize kendisini hatırlatmaktan geri kalmamaktadır.

Deprem bilim insanları sürekli yaklaşan daha büyük deprem gerçeğini hatırlatarak, gereken önlemlerin alınması konusunda uyarılarına ara vermeden açıklamalarda bulunuyorlar.

Bu uyarıların ne kadar dikkate alındığı ve gereken tedbir ve hazırlıkların yapıldığı konusu, tartışmalar arasında kaynıyor. Deprem kuşağında olduğumuz bir coğrafyada yaşıyoruz ve fay hatları etrafımızda bizi çevrelemiş durumda. Bu yüzden de sanki deprem fırtınasına tutulmuş gibi sürekli sallanıyoruz. Depremin yaratacağı tehditler kapımızdan çok da uzakta görülmüyor. Yaşadığımız şehirlerde ne kadar önlemlerin alındığı, ne kadar güvenli konutlarda oturduğumuz hep tartışmalı. Çünkü birçok kentin deprem master planları yapılmamış durumda. Yapı stoklarının kaç şiddetinde bir depreme dayanıklı olduğu meçhuldür. Ama bir felaket kapımızı çaldığında bu tartışmaların bir anlamı kalmayacak ve sonuçları çoğumuzun canını yakacak ve geride hatırlanmak bile istenmeyen anılar bırakacaktır.

Deprem önüne geçemeyeceğimiz bir doğal felaket ancak buna karşı gereken önlemleri geliştirmekte insanların elinde. Günümüzde gelişen teknik ve teknolojiden yararlanılarak gerekli yapılar inşa edilebilmektedir. Deprem korkusuyla yaşamaktan kurtulmak mümkündür. Bu konuda dünyada bu sorunu çözmüş birçok ülkeler vardır.

İnsanın bir anda içinde yaşadığı mekânın beşik gibi sallanarak yerle bir olduğu bir trajediye muhatap olmak, teknolojinin bu kadar geliştiği günümüzde yaşanması kaçınılmaz değildir.

Deprem meydana geldiğinde maddi kayıplardan ziyade insanların ölümüne, sakat kalmasına yol açması daha büyük bir felaketi ortaya çıkarmaktadır. Bir anda yaşanılan mahallenin, şehrin bir kısmının toprağın altında kalması veya denize gömülmesi karşısında insanoğlu ne kadar çaresiz kalmaktadır.

Bir deprem anında ölmeyip de enkazın altın da kalmak anlatılamayacak bir çaresizlik olsa gerek. Saatlerce, hatta günlerce kurtarılmayı beklemenin nasıl zor olduğunu ancak yaşayanlar bilebilir veya anlatabilir. Ölümle burun buruna kalmak, ölümle yaşam arasında kalmak.

Böylesi büyük depremleri yaşayıp da kurtulanların anlattıklarını dinlediğimizde bu olayın yarattığı travmanın yıllar geçse de unutulmadığını görmekteyiz.

Deprem kaçınılmaz bir doğal felaket olduğuna göre, deprem gerçekliğiyle nasıl yaşamamız gerekmektedir? Öncelikle kentlerde deprem master planlarının yapılarak, kentsel dönüşümleri rantsal hesaplara kurban etmeden planların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü zaman aleyhimize işlemektedir.

Mümin Ağcakaya

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.