COVİD-19’LA BALAYIMIZ, PARDON ZEHİRLİ AYIMIZ! (2

Acı patlıcanı kırağı çalmaz derler. Bu aşağılık corona, bizi yerden yere çaldı. Çatırdayan kemiklerimizin sesini duyuyorduk. Resmen dağıttı bizi! Laf aramızda, bu covid-19 ne Türkçeden ne Kürtçeden anlıyordu. Hangi dilden anladığını öğrenemedim. Belki Latinceden anlıyordu. Ah, onu bir elime geçirebilseydim, yeminle ona Kürtçeyi de, Türkçeyi de öğretirdim. Hem anladığım kadarıyla Diyarbakır’ın yanı sıra Mardin, Batman, Urfa, Antep; ayakaltında ezilmiş. Sanki buralarda ‘’sürü bağışıklığı’’ dedikleri şey uygulanıyor. İnsanlar kendi başlarına bırakılmış. Yöneticilerin, insanları korumak için yönlendirmeleri söz konusu bile değil. Sadece herkes sorumluluğunu bilsin demek, ne haliniz varsa görün, demektir. Çernobil faciasıyla bir dönem Karadeniz’de kanser nasıl yayıldıysa, şimdilerde bu hastalık da buralarda öyle cirit atıyor, yayılıyor. Artık birçok evde insanlar karantinada, hastaneler dolu. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar misali, hastalanan tanıdıklardan ‘akıl danışan’ telefonlar geliyor. Bu gidişle birçok ev değil, Allah korusun, her ev de olabilir. Mutlaka toplumsal önlemlere başvurmak gerekiyor. Salgının ilk dönemlerdeki toplumsal ciddiyet, mutlaka sağlanmalı. Yazıktır insanlara!

Halsizlik, insanın atomlarına ayrılıyor hissi, ilk birkaç gün ishal, geceleri öksürük, bazen ateşin çıkması, asla bir şey yiyememek… Hele geceleri resmen bir kâbustu. Sanki birileri nefes almamı engelliyordu. Koku alamama, tat alamama, iştahsızlık, sonrasında rahat kitap okuyamama, okurken zorlanma! Sanki eskisi gibi görememe! Artık psikolojik mi, bilemiyorum. Pis bir salgındır bu! Canı cehenneme!

YILDIZ KAYMASI

göz kamaştıran bir büyüklüktür

çoğalan ölümün karşısında

yaşama hırsıyla dolup taşmak

ve kahreden bir güzelliktir eğer bilinirse

yapay parıltılarla kaplı gecede

kimselerin görmediği kayan bir yıldız olmak

Aydın ALP-ŞARKILAR TILSIMI-(1986 Memleket Yayınevi-Ankara)

RUHLAR MAHŞERİ (Toplu Şiirler) J&J YAYINLARI 2015

Çok önceleri izlediğim bir film vardı. Aynı olayı yaşamış üç insan anlatıyor ve bambaşka anlatıyordu. Şimdi covid-19’a yakalandık ya bazıları bizim mutlaka ‘sorumsuzca’ davrandığımızı düşünmüşlerdir. Laf aramızda, gelen yüzlerce mesaj arasında az da olsa bunu çağrıştıracak yorumlar da vardı. Biz hiç sorumsuzluk yapmadık. Gerekmedikçe dışarı çıkmadık. Maskesiz hiç çıkmadık. Kendimizce titizdik. Hastaneye gidince bizde şafak attı. Yüzlerce insan, yüzlerce hasta... Demek iş öyle gevşetilmiş ki bu ancak bilinçli ve organizeli yapılabilir. Dağ gibi, pehlivan gibi gençler yerle bir olmuşlardı. Yüreğim, bizden çok onlara yanmıştı. Anladığım kadarıyla hastalık çoğaldıkça bulaşma riski artıyor. Böylesi ortamda, tek başına, maske de kâr etmiyor!

Yaşadığımız ve bizi bunaltan bir olaydan daha söz edeyim. Kulak verenler olursa belki bazı tersliklerin önüne geçilir. Covid-19 olduğumuz anlaşıldıktan sonraki gün, herhalde İl Sağlık Müdürlüğüydü, arandık. Biz de onlara bakın iki kızımız var; küçüğü 14, büyüğü 17 yaşındadır. Onların da testlerinin yapılmasını istiyoruz; ama ambulans onları birlikte götürüp getirsin. Biz kalkamayacak haldeydik zaten! Tamam, dediler. Ambulansı aradık; onlara da kızlarımızı birlikte götürecek ve getireceksiniz, dedik. Çünkü ambulanslar sadece bir kişiyi götürüyor, getiriyormuş. Söz verdiler. Kızları götürdüler ve bir öğrendik ki küçük kızımızı Çocuk Hastanesine almışlar; büyük kızımız da Araştırma Hastanesine götürülmüş. Hani birlikte olacaklar diye küçük kızımıza telefon da vermemişiz. İl Sağlık Müdürlüğünü aradık, yapacak bir şey yok, dediler. Çocukları götüren ambulansı aradık, olayın böyle olmasından onlar da üzgündüler. Çocuklar negatif çıkmış diye doktorlar, bunların ambulansla getirilmesini de engellemişler. Aslında sahada herkes kendince haklı; ama sonuçta bize hem İl Sağlık Müdürlüğünce hem ambulanstaki o iyi yürekli sağlık görevlisi tarafından verilen söz tutulamadı. Her bir kızım da şehir çıkışında ve apayrı yönlerde ve geceleyin ve çok uzaklarda! Çocuk Hastanesine nispeten yakın olan yeğenime dedim hemen küçük kızımın yanına gitsin ve beni beklesin. Ben de büyük kızımı alıp geliyorum. Hasta halimle ve ateşim varken kalktım, bütün kurumlara, o gençliğimin jargonunda bulunan bütün iltifatları yüksek sesle ve bağıra bağıra ettim, kızları aldım ve eve geldik. Ben acıdan kıvranıyordum! Kime desem gider kızları alıp gelirdi. İşte kimseyi rahatsız etmeyelim duyarlılığı! Her alanda bir keşmekeş var! Sağlıklı bir sistem kurmak, bizi güçlendirir; yoksa sağlık camiasını da bu gidişle çökertiriz! İlk dönemlerde işler halde olan telefonlar, şimdilerde asla açılmıyor. Mardinkapı’daki mezarları bile bu kadar tıklatsan yanıt alabilirsin, bunlardan asla! Yoğunluk, çökme emareleri budur işte! Salgın, bu gidişle baş edilemez boyutlara tırmanabilir. “Sivrisineklerle uğraşmaktansa bataklığı kurutmak gerekir.” Sorun sadece hastalarla uğraşmak olmamalı. Hastalığın yayılmasına neden olan etkenleri ortadan kaldırmak gerekir. Salgın katmerleniyor ve okulların açılmasına az bir zaman kaldı. Hızla toparlanmalı ve bir çıkış yolu bulmalıyız!

Bill Gates: aklımda kaldığı kadarıyla 2021’de zengin ülkeler covid-19’u atlatacak, yoksul ülkeler de ölümler sürecek, demişti. Bu virüs ortaya çıktığında covid-19, faşist karakterli bir virüstür demiştim! Zenginleri, zinde olanları, güçlüleri es geçiyor; yoksulları, yaşlıları, zayıfları, gıdasızları, ötekileştirilmiş insanları çokça vuruyor! Şimdi sakın hastalanan o bakan, o işadamı diye bir iki örnek vermeye kalkmayın! Ben, virüsün hedeflediği kitlelerden söz ediyorum. Üstelik Bill Gates’in söyleyemediği, zengin ülkelerdeki yoksullarda bu olay hemen bitmeyecek ya da yoksul ülkelerdeki zenginlere bir şey olmayacak! Ah, bir bilim insanı olabilseydim; gücüm yetseydi covid-19’u yerle bir ederdim!

Eşim; evimizin yakınına haftada bir kurulan pazara, alışverişe giderdi. Ben de kızımı kursa bırakır ve oradan alırdım. Biz sorumsuzluk yapmadık. Oran arttıkça risk büyüyor! Evet, bireylerin bilinçli olmaları önemli, ama toplumsal düzenleme olmadan salgının önü asla alınamaz!

Karın ağrısı günlerde karşıt gruplar, bir genci almışlar altlarına, gencin ağzını burnunu dağıtıyorlar. Genç de ellerini yere vuruyor bağırıyormuş: provokasyona gelmem, provokasyona gelmem! Önce eşim, birkaç gün kıvrandı. Sonra bana da sıçradı. Başımızı yerden kaldıramıyorduk. Resmen dağılmıştık. Sadece su içebiliyorduk. Yine de covıd-19 olabileceğimizi düşünmüyorduk; yani provokasyona gelmem hesabı! Hastalığın çoğalması sadece sorumsuzlukla açıklanamaz! Toplumsal önlem sıkılaşmadıkça hepimiz tehlikedeyiz!

Evde boğulduk. Saçım sakalım birbirine karışmış! Kendimi homosapiens öncesi halkaya dâhil görüyorum. Mağarada yaşıyor havam var! Ağız tadıyla bir tıraş olabilsem!

Salgın yaygınlaştıkça bulaşma riski büyüyor! Karantina süremiz bitiyor. Bitiyor da yapabileceğimiz bir şey yok. Biz toplum olarak bu konuda daha organize olamamışız! Aslında bir birim olmalıydı bizi evlerimizde kontrol edebilen, testlerimizi yapabilen! Yok. Sadece Araştırma Hastanesi var ve oraya gidip kontrolleri yapmamızı tanıdığım hiçbir doktor arkadaş onaylamadı. Aman oradan uzak durun, dedi. Çünkü çok hasta var ve yeniden virüsü kapabilir insan! Bu gidişle sağlık sistemi resmen çökebilir de! Doktor arkadaşların dediği, kendinizi iyi hissediyorsanız bu hastalığı atlatmışsınız, demektir. Temkinli olmak şartıyla hayatınızı sürdürün, dediler. Millet üçüncü haftada dışarı çıkıyor, bizim kırk gün oldu! Şimdi ben kuaföre gitmek istiyorum, diş doktoruma uğrayacağım, ne yapmam gerekir, bilmiyorum. Yani bana gidebilirsin, sorun kalmamış deniyor; ama ben bunun testle sağlamasının yapılmasını isterdim. Eşim, ben asla o hastaneye gelmem diyor. Üstelik ben de gitmek istemiyorum. Buyurun cenaze namazına!

Hep beraber bu pis salgını alt etme dileklerimle sevgiler, saygılar…

Aydın Alp

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.