Diyarbakır’ın iyi insanları

Kente dair hafızalarımızı yokladığımızda geride çok izler kaldığını, o izlerle birlikte çok kıymetli şahsiyetlerin olduğunu bir şekilde görüyor, yeniden tanışıyorsunuz. Bazen zorunlu ayrılıklar bazen de kentlerin ani ve süratli büyümesinden kaynaklı ‘kayıplar’ söz konusu oldu. Son bir buçuk yıllık Pandemi meselesi ise, aile fertlerinin dahi birbirlerini görmesine fırsat tanımadı. Taziye, düğün, dernek gibi buluşma nedenlerimiz de ortadan kalkınca, kimse de kimsenin kusuruna bakmadı.
Tam açılma ile birlikte daha fazla dolaşmaya başladık. Pandemi nedeniyle dışarıya çıkamayanlarında dolaşmalarımıza denk gelmesinin tatlı esintileri iyi oluyor. Ruhumuzu okşuyor, eskileri hatırlatıyor, geçmişe bir tur atmamıza neden oluyor.
 
Cumartesi günü uzun zamandır göremediğim, hepimizin Foto Özçetin olarak bildiği Abdurrahman Allak abiyle, rahmetli kardeşi, bizimde arkadaşımız Veysi’nin dükkânında denk geldik. Çok mutlu olduk. 70’li yıllardan itibaren tanıdığım, bildiğim, gazetecilik yıllarımızın teknoloji eksikliğine denk gelen zamanlarında büyük desteklerini aldığımız Abdurrahman abiyle ne zaman karşılaşsak, onunda gezilerde bize eşlik ettiği zamanları konuşuruz. Foto muhabiri kavramının çok gelişmediği, az sayıda foto muhabirinin olduğu dönemlerde büyük olaylara gittiğimizde büro şefi ağabeyim rahmetli Ertan Yurttaş’la yola çıkmadan, Foto Özçetin Abdurrahman Allak abiyi de arardık, işi yoksa bizimle gelmesini isterdik, o da gelirdi. Böyle birkaç olaya birlikte gitmiş, iyi işler çıkarmıştık.
 
Bunun dışında kent merkezinde zaten elimiz kolumuzdu Abdurrahman abi. Dijital zamanlar olmadığı için çektiğimiz kaset filmlerimizi ‘acil koduyla’ yıkar, kurutur, kartlara basar, hazır hale getirirdi. İlerleyen yıllarda, kendi bürolarımızda kurduğumuz sistemler oldu, aynı işlemleri buralarda da gerçekleştirdik, ancak, buna rağmen aciliyetlerimizin uğrak yeri, özelliklede renkli film kasetlerinin yıkama işlemlerinin adresi hep foto Özçetin yâda Foto Çetin oldu.
 
Hiç surat asmadı, hiç kızmadı, hep gülerek işimizi gördü. Zaten o insanlara hep güldü, halen de öyle. Bütün sıkıntılarına, zor zamanlarına rağmen, karşısındakini hiç kırmadı, hep olumlu davrandı, hep gülümseyerek hitap etti.
Biz de onu hep sevdik, çok sevdik, şimdiye kadar da sevmeye devam ettik. O ve onun gibiler ne kadar çoktu Diyarbakır’da. Diyarbakır beyefendisiydiler, kendinden küçüklere hep nasihat eder, kötü işlerden uzak durmalarını öğütlerlerdi.
 
Biz, ben, böyle bir kuşağın zaman tünelinin içinden geçtik. Hem normal yaşam ile ilgili hem de mesleki açıdan, yani gazetecilik formasyonu kazanırken. Gazeteci ağabeylerimizin de sözlerini, öğretilerini, öğütlerini, aile büyüklerimizin öğütlerinin üzerinde tuttuk, öyle büyüdük, öyle geliştik, öyle meslek sahibi, erbabı olduk.
Abdurrahman Abi’nin şahsında geçmişi yâd etmek, onunla birlikte iyi Diyarbakırlıları, iyi gazetecileri de hatırlatmak istedim. 
Arada böyle şeyler yazacağım.
 
Her meslekten, iyi insanları, iyi Diyarbakırlıları.

sapan-kose-tigris.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.