Düşünce, Söz ve Davranışta Uyumsuzluk
Katı ideolojiler üzerine pek çok yazı yazdım. Özellikle Kemalistler, katı Marksistler ve siyasal İslamcılar, sürekli olarak aynı şeyleri tekrar ediyorlar. İnandırıcı olunması; doğrunun, iyinin ve güzelin var olması için düşünce, söz ve davranış arasında bir uyum olmalıdır, derim. Ancak, bu kesimlerde, bu uyum yok.
Demokrasi, Batı’nın değerler sistemidir. Bizdeki katı ideolojileri savunanlar “demokrasi” diyor ama Batı değerlerine karşı çıkıyor, gece gündüz Batı düşmanlığı yapıyorlar. Peki, nasıl mı? Açıklamaya çalışayım.
Bizdeki siyasi İslami kesim, yazı ve konuşmalarında Batı kavramını genellikle din üzerinden, özellikle İslam dini üzerinden değerlendiriyor. İslamdan yana olanlar ve olmayanlar. Bu nedenle, Batı düşmanlığı veya Batı’ya yaklaşım da bu temele dayanıyor. Ancak, bu yaklaşım oldukça sıkıntılı, hatta hastalıklı bir düşünce/yaklaşım biçimidir. Bu yaklaşım aynı zamanda siyasal İslamın bilimde, teknikte, teknolojide, fikirde, edebiyatta ve siyasette, Batı karşısındaki başarısızlıklarının bir yansıması olarak, yaşadıkları ezilmişlik halini de içeriyor.
İran’da, Şii inancına sahip olan İslam devleti her hafta onlarca insanı (özellikle Kürtleri) idam ediyor, ancak bizim İslami kesimden hiçbir tepki olmuyor. Sanki Kürtler Müslüman değil gibi davranıyorlar. Suudi rejimi İstanbul’da, kendine muhalif bir gazeteciyi kendi konsolosluğunda vahşi bir şekilde öldürüyor, asitle yok ediyor, yine İslami kesimden ses yok. Peki, bu tür siyasi olaylar Batı’da yaşanıyor mu? Hayır! Ancak siyasal İslamcılar, İran; Batı’yı karalamaya, Batı düşmanlığına devam ediyor.
Aslında, Türkiye’de pratikte Batı’ya karşı ikiyüzlü, tutarsız yaklaşan üç kesim var. Tüm sosyalistler ve komünistler, kendi ülkelerinde başları sıkıştığında, askeri yönetimler döneminde Batı’ya gidiyorlar, Batı devletlerinden sığınma talebinde bulunuyorlar, ancak sosyalist veya İslam ülkelerine gitmiyorlar. Sonra Batı’yı emperyalist olmakla suçlayıp atıp tutuyorlar. Neden dün Sovyetler’e bu gün Çin veya Kuzey Kore gibi var olan sosyalist ülkelere gitmiyorlar, sığınma istemiyorlar? Çünkü o ülkelerde demokrasi yok. Bu tutarsız bir yaklaşım değil mi? Düşünceyle, onun pratiği çelişmiyor mu? Bir düşünün derim!
Kendi ülkelerindeki İslami rejimlerden bunalan İslami yazarlar, çizerler, siyasetçiler hatta tarikat mensupları da Batı’ya gidiyor, başka bir İslam ülkesine veya sosyalist ülkeye gitmiyorlar. Hatta çok çarpıcı bir örnek vereyim: Adıyaman’daki Nakşibendi Menzil Cemaati’nin mirasçıları, mal-mülk yüzünden birbirleriyle anlaşmazlığa düştüler. “Mülk Allah’ındır, en büyük adalet Allah’ın adaletidir” derken, İngiltere’deki Menzilciler mülk paylaşımını İngiltere mahkemesine taşıdılar. Hani Batı kötüydü, huzur, adelet İslam’daydı? Bu Batı’ya karşı iki yüzlülük değil midir? “Neden sorununuzu inancınızın adaletiyle çözmüyorsunuz?”, deme hakkımız yok mu?
Kemalistler her fırsatta Batı değerlerinden söz ederler, ancak onlar da Batı’ya karşı cumhuriyetin ilk yıllarından beri çifte standart uygulaya geldiler. Örneğin, “Batı’nın giyim kuşamını, yeme içmesini alacağız ama değerlerini almayacağız” derler. Hadi bir adım daha ileri gidelim: Dün de bugün de, Türkiye’deki yöneticiler Batı, AB standartlarında bir anayasa yapmadılar; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına çoğu zaman uymadılar. Neden? Çünkü hem İslamcılar hem de Kemalistler, konu Kürtler olunca ırkçı davranıyorlar. Demokrasiye, insan haklarına ve özgürlüklere dair tutumları olumsuz oluyor. Bu çifte standart değil mi?
Şimdi sormalıyız; Batı mı kötü siz mi kötüsünüz? Batı mı vatandaşına zulüm ediyor, siz mi ediyorsunuz?
Batı mı vatandaşına ayrımcılık yapıyor, siz mi yapıyorsunuz?
Batı mı dürüst, siz mi dürüstsünüz?
Karar okuyucunun!
Unutmayalım, hiçbir devlet ve inanç pirüpak değildir. Bu, İslam dini için de geçerlidir. Batı’nın da, Doğu’nun da, inançların da iki yüzü vardır: Olumlu (iyi) ve olumsuz (kötü) olan yüz. Bizim amacımız, sadece olumlu olanı almak ve katı şablonlardan kurtulmak olmalı. Toptancı olmamalıyız; katı ideolojilerden arınalım; Batı’nın da, Doğu’nun da, İslam’ın da iyi yönlerini kendimize rehber edinelim; aklı ve imanı bir birinden ayıralım, herkes için, hukuk düzeni içinde Batı, AB standartlarında sivil bir anayasa yapalım, bu anayada ile gerçek demokrasiyi kuralım. Düşüncede, sözde ve davranışta tutarlı olalım, derim. Bu söylediklerim yöneticilerin sürece yaklaşımı için de geçerlidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.