Emperyal ülkeler ve düzyazı/Gelişmekte olan ülkeler ve şiir

“Kötü düzyazı yazarları kadar iyi şairlerin de olmasının gayet yalın nedenleri vardır. Kafasında uydurduğu çocuksu bir geçmişi olmayan herhangi bir küçük halkın, edebiyat ürünlerini inceleyiniz. Şiir bolluğu orada en çarpıcı özelliktir. Düzyazı; gelişmek için belirli bir disiplin, farklılaşmış toplumsal bir katman ve bir gelenek ister: Düzyazı bir sonuca bağlanır, inşa edilir; şiirse apansız belirir, doğrudandır ya da bütün olarak üretilir; mağara adamlarına ve ince duygulu insanlara vergi olan şiir ancak ötede beride, her zaman uygarlığın kıyısında gelişir. Düzyazı iyice düşünen bir deha ve kristalize bir dil gerektirirken, şiir bir barbar dehasıyla ve biçimsiz bir dille uyuşur tümüyle. Bir edebiyat yaratmak, bir düzyazı yaratmaktır.’’ E.M.Cioran

          Düzyazıyla özgür düşünsel ortam olumlanırken, insani duyarlılığı besleyen şiirin küçümsenmesini bir şair olarak asla onaylayamam. Gerçekleri kabullenmediğimden değil, gerçeklerin bu olmadığını bildiğimden! Elbette demokratik gelişmelerle düzyazı bir paralellik gösterir. Bunu derken toplumsal gelişimlerin sanki şiirin gerilemesinden geçtiğini imlemek gibi şiiri küçümseme tavrını snop buluyorum. Düzyazı, şiirle birlikte gelişsin istiyorum. Teknoloji, insanlığın yüreğinden kopmasın!

          Roland Barthes: ‘’Yazı; dil hazlarının bilimi, kamasutrasıdır!’’ demiştir. Yürekten onaylıyorum; ama düzyazının bütün çabası göklerde ışıyan şiire ulaşmak çabasıdır! Yücelerdeki şiire yaklaştıkça daha çok haz vermesi bundandır, diyorum!

          “Düzyazı iyice düşünen bir deha ve kristalize bir dil gerektirirken, ŞİİR BİR BARBAR DEHASIYLA VE BİÇİMSİZ BİR DİLLE UYUŞUR TÜMÜYLE. BİR EDEBİYAT YARATMAK, BİR DÜZYAZI YARATMAKTIR.”

          Anladığım, ama hak vermediğim bir yaklaşımdır bu. Evet, gelişmiş ülkelerde teknolojik kodları karşılayan soğukkanlı bir düzlem vardır. İnsan doğasından ve doğallığından daha uzak bu kodlamaların karşılığı da düzyazı olmaktadır. Bunu anlıyor olmak, bunu onaylamamı beraberinde getirmiyor.

          Ben ne felsefeye ne mantığa ne sosyolojiye ne de psikolojiye karşıyım. Kuramsal bilince de diyeceğim olmaz. Diyeceğim şu, insan ruhunun şarkısına tıkanan kulaklara lanet olsun! Şiiri küçümsemek, bana emperyal bir düşünce gibi gelmektedir.

          İnsanın bir kanadının kırık olduğu bu çağda, teknoloji uzaya yükseliyor; ama insanlık kurşuna diziliyor, yerlerde sürünüyor! Sakın benim, neredeyse 3. Dünya Savaşı yaşandığı bu dönemin sorumlusunu düzyazı olarak gösterdiğim gibi absürt bir şey düşünülmesin!

          Ben yukarıdaki alıntıları, düzyazının gelişmesini engelleyen toplumsal katılığı imlemek olarak algılamak istiyorum. Şiir olmasın değil, şiirin yanında düzyazı da boy versin. Özgür düşünebilmeyi engelleyen olumsuzluklar ortadan kalksın diye yorumluyorum.

          Bilim bile tekellerin elinde! Ben bunu biliyor, bunu söylüyorum! Teknoloji, silahlar, ilaç, gıda, uyuşturucu… İnsanın birikimi, neredeyse, insanlığa karşı! Furuğ FERRUHZAD, yüreğini yitirmiş bu zamandan korkuyorum, demiş. Şimdi bu kanatılan coğrafyamızda, bu yaralı yüreklerimizle şiire sığınmayalım da ne yapalım?

          Şiirdir bu; insanlığın insanca yaşama özlemidir, en haklı çığlığıdır!

 

YÜREĞİN BÜYÜLÜ AYNASINDA

Ana demeyi çok özlüyorum

Baba demeyi çok

Ve benimle şakıdıkları

O çağlayan dilini ülkemin

O organik dünyamızı çok özlüyorum

Ben bugünlere uygun değilim

Başka bir gezegenden gelmiş gibiyim

Bu çağın adamı değilim ben

Güneşle yıkanan dünyamız nerde?

O gülüşlerin tomurcuklandığı mevsimler

Aşkların o yalın yürek çağları

Nerede günebakanlar, güller ve papatyalar?

Yüreğimde açmayı sürdüren akasyalar nerede?

Bu çağın adamı değilim ben/ İz sürücüsüyüm yıldızların/ Çifte yürekli cengaverlerin ardılı/ Ah, kalbim şimdilerde yana yakıla/ Bu lanet, göz alıcı, dikey dünyaya/ İçli, yatay şarkılar söylüyor kalbim/ Bu sanal dünyaya, bu taşlaşmış dünyaya/ Güneşli ve sahici şarkılar söylüyor/ Yükü ağır ve paha biçilmez şarkılar/ Güneş yanığı tenli, o kavruk dinleyiciler/ Ve o yakıcı güzelliklerimiz nerde?

Kalbim “izm”lere de sığmıyor/ Totemlerim de yok tabularım da/ İhanete uğrayacağımı bile bile hem/ Mağdurlardan yana ve daima…

Biliyorum hem/ Saçlarım kadar azaldı ömrüm/ Bunu gel de gönlüme de/ Kalbim hâlâ/ Ölüme dil çıkaracak kadar çocuksu/ Zulme tavırsız kalamayacak kadar da/ Yaralı ve arsız ey dünya!/ Hem isterseniz/ İki gözüm önüme aksın ki aynen böyle/ Kalbim bir aynadır, bakınıp taranabilirsiniz/ Düzeltebilirsiniz üstünüzü başınızı da/ Hem bilseniz/ Ruhunuza da çeki düzen verebilirsiniz/ Bir sebil hayat çeşmesidir kalbim/ Bir büyülü ayna/ Çocukluğum ve gençliğim akar musluklarında/ Güneşli dünyaya ait o çağlar/ Mertliğin ve saflığın anıları/ Durudur ülkemin pınarları kadar

Biliyorum

Saçlarım kadar azaldı ömrüm

Ve takvimler aşklardan uzakta

Ve renklerin şahikalarına daha çok var!

TUFANLARDAN ARTAKALAN/ J&J YAYINLARI-2015

Şiire yaraşır bir güzellikte bir hayat diliyorum. Sevgiler, saygılar, sağlıcakla diyorum.

Aydın ALP Aralık 2019

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.